Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Paylaş
Kur'an Ne Diyor? (İSLAMDAN BAŞKA BİR DİN ALLAH TARAFINDAN KABUL EDİLMEYECEKTİR )
" 34. orada [nasıl] hurmalıklar ve üzüm bağları [yetiştirmiş] ve içlerinden (nasıl) pınarlar fışkırtmıştık, " ( Yâsîn - 34.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
İSLAMDAN BAŞKA BİR DİN ALLAH TARAFINDAN KABUL EDİLMEYECEKTİR ( 23.09.2011 ) Paylaş

İSLAMDAN BAŞKA BİR DİN ALLAH TARAFINDAN KABUL EDİLMEYECEKTİR

(Al-i İmran)

85. Kim İslam’dan başka bir din ararsa Allah onun aradığı o dini asla kabul etmeyecektir. Ayrıca o kişi ahrette Allahın rahmetini kaybedip hüsrana düşenlerden olacaktır.(Taberi)

Ayeti kerimeden anlaşıldığı gibi İslam dışındaki Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi bütün dinlerin hükmü kaldırılmıştır. Bundan sonra kıyamete kadar bütün insanlığın dini tek din islamdır. Ondan başka din arayan sapıklık içindedir. İkrime bu ayetin izahında şunları söylemiştir; İslam’ın dışındaki bir dini, din kabul eden kimsenin bu dininin kabul edilemeyeceği beyan edilince bütün din sahipleri “Müslüman biziz” demişlerdir. Bunun üzerine Allah Tela Müslümanlara hac yapmalarını emrederek  “Allah için kabeyi hac etmek farzdır kim inkâr ederse şüphesiz Allah âlemlere muhtaç değildir, ayetini indirmiş, böylece Müslümanların dışındaki dinlere mensup olanlar hac yapamamışlar ve böylece Müslüman olmadıkları ortaya çıkmış ve böylece iddiaları çürümüştür. Abdullah b. Abbas ise bu ayeti şöyle izah etmiştir. “Allah Teâlâ” önce “şüphesiz ki, iman edenler, Yahudiler, Hıristiyan ve Sabiilerden Allaha ve ahret gününe iman edenler ve Salih amel işleyenlerden rableri katında mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerde” (Bakara 62) ayeti kerimesini indirmiş bundan sonrada kim islamdan başka bir din ararsa o din ondan asla kabul edilmeyecektir. O kimse ahirettede hüsrana uğrayanlardan olacaktır ayeti kerimesini indirmiş böylece islamdan başka herhangi bir dinin hak din sayılmayacağı beyan edilmiştir. Taberi

86. -İman edip bu Elçi'nin hak olduğuna şahit olduktan ve hakikatin bütün kanıtları kendilerine geldikten sonra hakikati inkâr etmeyi seçen bir halkı Allah nasıl doğru yola ulaştırır? Allah, böyle bir zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.(M.Esed)

Burada kastedilen halk, Yahudiler ve Hıristiyanlardır. Peygamber Muhammed (s)'in gelişini önceden haber veren Kitabı Mukaddes'i kabul etmeleri, onları, Muhammed (s)'in peygamberliğinin “şahid”i yapar. Ayrıca bkz. yukarıdaki 70 ve 81. ayetler. M.Esed

Kendilerine apaçık belgeler geldiği ve peygamberin hak olduğuna şahit oldukları halde, imanlarından sonra küfre sapan bir kavmi Allah nasıl hidayete erdirir? Allah, zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez. (Mevdudi)

Burada Hz. Peygamber'in (s.a) zamanında yaşayan Yahudi âlimlerinin, O'nun gerçekten Allah'ın peygamberi olduğunu ve O'nun öğretilerinin daha önceki peygamberlerle aynı olduğunu açıkça anlayıp, şahadet ettikleri anlatılıyor. Fakat buna rağmen onlar, sadece, O'nu reddetmekle kalmadılar; yüzyıllardan beri süren önyargıları, inatçılıkları ve Hakk'a düşman oluşları nedeniyle, aynı zamanda O'na düşman da oldular. Mevdudi

87. İşte onların cezası: Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların la'neti onların üzerinedir! (S.Ateş)- Onların karşılığı, Allah'ın, meleklerin ve bütün [dürüst ve erdemli] insanların lânetine uğramak olacaktır.(M.Esed)-Onlar yaptıklarının karşılığı olarak Allahın meleklerin ve bütün insanların lanetini kazanmışlardır.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)

88. O(la'net)in içinde ebedi kalacaklardır. Onlardan azap hafifletilmeyecek ve onlara asla fırsat verilmeyecektir.(S.Ateş)- Onlar bu halde kalacaklar [ve] ne azapları hafifletilecek, ne de onlara bir mühlet tanınacak.(M.Esed)-Onlar Allahın azabı içinde ebedi kalacaklardır. O azap onlardan hafifletilmeyecektir. Onlara özür dilemek veya tevbe etmek için mühlet de verilmeyecektir.(Taberi)

89. Günah işledikten veya islamdan çıktıktan sonra tevbe edenler ve amellerini düzeltenler müstesnadır. Şüphesiz ki Allah günahları çokça affeden ve çok merhamet edendir.(Taberi)

90. İmana erdikten sonra hakikati inkâra kalkışanlara ve sonra hakikati reddetmede [daha büyük bir inatla] ısrar edenlere gelince, şüphesiz, onların [diğer günahlardan dolayı] tevbeleri kabul edilmeyecektir; işte onlar gerçek sapkınlardır.(M.Esed)

Parantez içinde eklediğim “diğer günahlardan dolayı” açıklaması, Taberî'nin bu pasaj ile ilgili ikna edici yorumuna dayanmaktadır. M.Esed

Doğrusu, imanlarından sonra küfredenler, sonra küfürlerini arttıranlar; bunların tevbeleri kesinlikle kabul edilmez. İşte bunlar, sapıkların ta kendileridir. (Mevdudi)

"Onlar küfürde direndiler": İmanı reddetmekle kalmadılar, daha da ileri gidip ona karşı düşmanlık ve kötü niyetlerini ortaya koydular. Kafalarda şüpheler ve sorular yaratarak ve tebliği başarısız kılmak için çeşitli tuzak ve gizli planlar kurarak insanları Allah'ın yolundan engellemek için ellerinden geleni yaptılar. Mevdudi

91. Hakikati inkâra şartlanmış olanlara ve hakikat inkârcısı olarak ölenlere gelince, yeryüzünün bütün altınları [bile] onların fidyelerini karşılayamaz. İşte onlar için acıklı bir azap vardır ve kendilerine yardım edecek hiç kimse bulamayacaklardır.(M.Esed)

Lâfzen, “onlardan fidye olarak yeryüzü dolusu altın bile kabul edilmeyecektir”. Bu cümle, açıkça mecazî anlamda kullanılmıştır; ancak “fidye”den bahsedilmesi nedeniyle bazı müfessirler, burada, bu dünyada aslında iyi sayılan fiillerin (ve özellikle, sadece başka bir insana yardım amacıyla harcanan çaba ve servetlerin) bu tür “hakikat inkarcıları” tarafından Hesap Günü Allah'ın affını dilemek için kullanılacak olmasının kastedildiği görüşündedirler -ancak temel hakikatleri bilinçli olarak reddetmelerinden dolayı bu yakarışlar hiçbir kabul görmeyecektir. M.Esed 

Şüphesiz ki şu inkâr etmiş ve inkârcı oldukları hâlde de ölen kişilerin hiç birinden, yeryüzü dolusu altın, onu fidye verseler bile asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar, dayanılmaz azap kendileri için olanlardır. Onlar için yardımcılardan da yoktur.(H.Yılmaz)

 Bu pasajda yine Ehl-i Kitap, özellikle de Necrân heyeti tehdit edilmektedir. Bakara sûresi'nden bu yana Ehl-i Kitabın geçmişteki ve o dönemdeki yanlışları sayılıp dökülmüş ve hakka davet edilmişlerdir. Bu ayetlerde, Allah'ın merhamet gösterdiği, Elçi'nin gerekli tebliğleri yaptığı, gerisinin Ehl-i Kitaba kaldığı bildirilmektedir.
Ayetler gayet açık ve beliğ olmakla birlikte, birkaç nokta üzerinde durmak istiyoruz:
90. ayetteki, Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden, sonra da küfrünü artırmış olan şu kimseler; onların tevbeleri asla kabul olunmayacaktır. Ve işte onlar sapıkların ta kendileridir ifadesiyle, İncîl'i ve Kur’ân'ı inkâr eden Yahudiler, İslâm'dan çıkıp müşriklere sığınan veya münâfıklık eden kimseler kastedilmiştir. H.Yılmaz

Doğrusu Muhammedin peygamberliğini ve onun getirdiği dini inkâr edip bu inkârları üzerine ölen Yahudi Hıristiyan ve Mecusi gibi kâfirler affedilebilmeleri için, yeryüzü dolusu altını fidye olarak verseler dahi, bunların hiçbirisinden bu verdikleri kabul edilmeyecektir. İşte bunlar için can yakıcı bir azap vardır ve bunların, kendilerini Allahın azabından kurtaracak bir yardımcı ve velisi de yoktur. (Taberi)

 Bu hususta Enes b. Malik, Resulullah sa. Şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: “Kıyamet gününde kâfir getirilecek ve ona “şayet senin yeryüzü dolusu altının olsaydı onu fidye olarak verirmiydin?” denilecek o da evet diyecektir. Bu defa ona “Senden bu söylediğinden daha kolayı istenmişti” denilecektir. Taberi

19.. Allah nezdinde tek [hak] din, [insanın] O'na teslimiyetidir; daha önce vahiy verilenler, kıskançlıklarından dolayı, kendilerine [hakikat] bilgi[si] geldikten sonra [bu konuda] farklı görüşlere sarıldılar. Allah'ın mesajlarının doğruluğunu inkâr edenlere gelince; unutma, Allah hesap görmede hızlıdır.(M.Esed)

Klasik müfessirlerin çoğu, burada kastedilen halkın, Kitâb-ı Mukaddes'e veya onun bir bölümüne tâbi olan insanlar -yani, Yahudiler ve Hıristiyanlar- olduğu görüşündedirler. Ancak, yukarıdaki pasajın daha geniş bir muhteva taşıması ve (dünya) görüşlerini, bir kısmı tahrif edilmiş, bir kısmı da tamamen ortadan kaybolmuş bulunan bir vahiy üzerine bina eden tüm toplulukları kapsamış olması kuvvetle muhtemeldir. Yani, bütün bu topluluklar, ilk başta Allah'ın birliği akidesini kabul etmişler ve kişinin kendini O'na teslim etmesini (orijinal anlamıyla İslâm) sahih dinin özü olarak görmüşlerdi. Onların sonraki ihtilafları, mezhep/fırka saplantısının ve birbirini dışlamanın sonucudur. M.Esed  

Hiç şüphesiz din, Allah katında İslâm'dır. Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki 'kıskançlık ve hakka başkaldırma' (buğuz) yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerine küfrederse, gerçekten Allah, hesabı pek çabuk görendir.(Mevdudi)

Allah'a göre sadece bir tek doğru sistem ve insan için bir tek doğru hayat tarzı vardır. Bu şu demektir: İnsan Allah'a ibadet etmeli, O'nu mabut olarak tanımalı, tamamen O'na teslim olmalı, kendisini O'na ibadet ve hizmete adamalıdır. Ayrıca keyfine göre bir ibadet şekli de icat etmemelidir. Bilâkis hiçbir şey ekleyip eksiltmeksizin Allah'ın rasûllerine indirdiği hidayet'i rehber edinmelidir. Bu düşünce ve davranma şekline "İslâm" denir. Allah'ın, kulları ve yarattıkları için İslâm'dan başkasını meşru kabul etmemesi, O'nun kulları üzerindeki mutlak hakkıdır. Bir kimse cahilce, herhangi bir sistemi -ateizm, putperestlik gibi- seçmenin, kişinin kendi hakkı olduğunu düşünebilir; fakat evrenin Hâkim'i bu davranışı isyan olarak kabul eder.
Bu, Allah tarafından tarih boyunca dünyanın hangi köşesine gönderilmiş olursa olsun, her peygamberin sadece ve sadece İslâm'ı tebliğ ettiği anlamına gelir. O halde herhangi bir topluluğa, herhangi bir dilde indirilen her kitap, aynı İslâm'ı öğretmiştir. Sonraları insanlar bu dini bozmuşlar ve ona ya kendi çıkarlarını korumak ya da nefislerini yüceltmek için bazı şeyler eklemişler, çıkarlarına uymayan bazı bölümleri de kitaptan çıkarmışlardır. Belirlenen sınırları aşmak, adaletsiz kazanç, imtiyaz ve haklar elde etmek istedikleri için yeni dinler icat etmişlerdir. Böylece bu dine tâbi olan kişiyi, kendi istek ve arzularına uydurmak için doğru Din'in prensipleri, inançları ve emirlerinde değişiklikler yapmışlardır. Mevdudi 

Gerçek şu ki, Allah’ın tüm peygamberler aracılığıyla gönderdiği ve onayladığı tek din islamdır./ Allah’a teslim olmadır. Kitap verilmiş olanlar, (Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar) kendilerine bilgi geldikten sonra, sırf aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerini saptırarak örterse, kuşkusuz Allah hesabı çabuk görendir. (M.Sağ)

Tüm Peygamberlerin tebliğ ettikleri dinin ortak adı olan İslam tüm insanlığın dinidir. Allahın doğaya koyduğu yasalar nasıl ki, yaratılışından beri hep aynı olup, hiç değişmemiş ise, insanlara gönderdiği İslam da hiç değişmemiştir, hep aynıdır. İslam: kimsenin tekeline alamayacağı ve kimsenin kendisini dışında göremeyeceği yaratılış yasasıdır. Tüm Peygamberler “Allaha ortak koşmadan teslim olma” anlamına gelen İslam dinini tebliğ etmişlerdir. Bu anlamda İslam dini evrenseldir ve tüm insanlığın dinidir. Hz. Muhammed’den sonra Kurana inananlar da, artık kitap sahibi olmuşlardır. Kuranın buyrukları geçmişi, bugünü ve geleceği kapsadığı için, artık Müslümanlarda Kuran’daki, “Ehli Kitap/Kitap sahipleri hitabının aynı zamanda muhataplarıdır. M.Sağ  

Şüphesiz Allah nezdinde din, İslâm'dır. Kendisine kitap verilen kimseler de, ancak, kendilerine o bilgi geldikten sonra aralarındaki kıskançlıktan dolayı ayrılığa düştüler. Kim de Allah'ın ayetlerini inkâr ederse; artık şüphesiz Allah, hesabı çabuklaştırandır.(H.Yılmaz)

19. ayette, Şüphesiz Allah nezdinde din, İslâm'dır buyrulmuştur. Daha evvel de ifade ettiğimiz gibi din, “ister hakk ister batıl olsun, ister Allah ister insanlar tarafından kurulmuş olsun, her türlü toplum nizamı, yaşam kurallarının bütünü” demektir. Burada, Allah nezdindeci dinin, sadece “İslâm” olduğu vurgulanmıştır. Bir başka ayette ise, Allah'ın İslâm'dan başka dini kabul etmeyeceği bildirmiştir:
Ve kim İslâm'dan başka bir din ararsa, o takdirde hiç bir zaman ondan kabul edilmeyecektir. Ve o [İslâm'dan başka din arayan kimse], ahrette zarar edenlerden olacaktır. (Âl-i İmrân/85)
“İSLÂM” NE DEMEKTİR?
 الإسلام [İslâm] sözcüğü,  س ل م [silm] kökünden türemiş if‘âl kalıbında mastar bir sözcük olup isim ve mastar olarak kullanılır. Silm sözcüğü, “beraat/uzak tutma; korkudan, kuşkudan, beladan, huzursuzluktan, mutsuzluktan, kavgadan savaştan, ağrıdan, sızıdan, maddî ve manevî sıkıntılardan, zayıflıktan çürüklükten… Tüm olumsuzluklardan uzak olma” demektir. Bu sözcük, sâlim, selâm, teslim, İslâm vs. sözcüklerinin de köküdür. Sözcüğün İslâm kalıbı, “sağlamlaştırma” [dertten, tasadan, korkudan, mutsuzluktan, kavgadan, savaştan ve benzeri şeylerden uzaklaştırma] demektir. Öyleyse İslâm dini de, “insanları sağlamlaştıran din” [dert, tasa, savaş, zayıflık, manevî hastalık, mutsuzluk ve benzeri şeylerden uzaklaştırıp sağlama, güvenceye alan ilkeler] demektir.

Ehl-i Kitabın kendilerine hakikat geldikten sonra kıskançlık ve ihtiras sebebiyle ihtilafa düşmeleri, Kur’ân'ı ve Rasûlullah'ı tanımamaları, kendi içlerinde birçok mezhep ve meşreplere ayrılmaları daha evvel birçok yerde konu edilmiştir: 

Şu kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, o'nu [Peygamber'i], kendi oğullarını bildikleri gibi bilirler. Şu kendi nefislerini kayba uğratanlar; işte onlar iman etmezler. (En‘âm/20)

Şu, kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, o'nu [Peygamber'i] kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Şüphesiz onlardan bir kesim de bilip durmalarına rağmen, kesinlikle hakkı gizliyorlar. (Bakara/146)
Onlara Allah katından kendileri ile birlikte olanı tasdik eden bir kitap gelince de –ki bunlar daha önceleri inanmayanlara karşı zafer kazanmak istemişlerdi de o tanıdıkları kendilerine gelmişti– onu inkâr ettiler. Artık Allah'ın lâneti kâfirler üzerinedir. Onların, kendilerini karşılığında sattıkları şey, Allah'ın kullarından dilediğine Kendi lütfünden indirmesini kıskanarak, Allah'ın indirdiği şeyleri inkâr etmeleri ne çirkindir! İşte bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. Küçültücü azap da yalnızca kâfirler içindir. (Bakara/89-90)H.Yılmaz

Şüphesiz ki Allahın şeriat olarak peygamberi vasıtasıyla gönderdiği ve ondan başkasını kabul etmediği hak din, islamdır. Kendilerine İncil verilen Hıristiyanlar, aralarındaki düşmanlıktan, başkanlık, saltanat ve hükümdarlık ihtirası yüzünden, ancak kendilerine ilim geldikten ve gerçeği tam olarak anladıktan sonra ihtilafa düştüler. Kim, Allahın, düşünüp ibret alacaklar için ortaya koyduğu ayet ve delillerini inkâr ederse bilsin ki Allah, çok hızlı hesap görendir. Her insanın amelini kolaylıkla ve süratle tespit edip karşılığını verendir. (Taberi)

MAİDE SURESİ 17 VE 18 NCİ AYETLERDE HIRİSTİYAN VE YAHUDİLERİN DURUMU ŞU ŞEKİLDE ANLATILIYOR.

17. Şüphesiz ki “Allah Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler. Kâfir olmuşlardır. Ey Muhammed de ki, “Allah Meryem oğlu İsa Mesihi, anasını ve bütün yeryüzün dekileri helak etmek isterse ona kim engel olabilir. Göklerin yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti sadece Allah’a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah her şeye kadirdir. (Taberi)

AL-İ İMRAN 110 AYETİN’ DE

SİZ, insanlığ[ın iyiliği] için çıkarılmış hayırlı bir topluluksunuz; doğru olanı emreder, eğri olandan alıkoyarsınız ve Allah'a inanırsınız. Eğer geçmiş vahyin mensupları, [bu tür bir] inanca ermiş olsalardı, bu, kendi iyiliklerine olacaktı; [ama] içlerinden pek az inanan bulunsa da onların çoğu fasıktır(M.Esed)

Bu yazı 2372 sefer okunmuştur.