Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Kur'an Ne Diyor
" 12. BAKIN, Bize düşen doğru yolu göstermektir; " ( Leyl - 12.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
Yûsuf
1-) Elif lam ra. Bunlar apaçık Kitabın ayetleridir.(S.Ateş)-İşte bunlar, gerçekleri apaçık açıklayan Kitap'ın işaretleridir.(M.Sağ)-Elif /, lam /, ra /. İşte bu, o apaçık / açıklayıcı kitabın ayetleridir. (H.Yılmaz)-Elif-Lâm-Râ. BUNLAR, doğruyu/gerçeği apaçık gösteren, kendisi de açık olan kitabın mesajlarıdır:(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
2-) Biz onu Arapça bir Kur\an olarak indirdik ki anlayasınız.(S.Ateş)-Ey Muhammed! Biz sana bu Kitabı, diliniz Arapça olduğu için, anlayasınız diye, Arapça bir Kur'an olarak indirdik.(M.Sağ)-Şüphesiz ki, Biz onu akledersiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik. (H.Yılmaz)-Biz onu Arapça bir metin olarak indirdik ki, aklınızı kullanarak belki onu kavrayıp özümlersiniz.(M.Esed)-Gerçekten biz, Arapça bir Kur'an olarak indirdik, Ona akıl erdirirsiniz diye. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
3-) Biz, bu Kur\an'ı vahyetmekle sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Sen ondan önce (bunları) bilmeyenlerden idin.(S.Ateş)-Sana bu Kur’an’ı vahyetmekle Biz, sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki sen bundan önce kesinlikle gafillerden [duyarsız olanlardan, bilgisizlerden] idin. (H.Yılmaz)-Biz bu Kur’an'ı sana vahyettikçe, [ey Peygamber,] bundan önce senin de [vahyin ne olduğundan] habersiz kimselerden olduğunu bilerek onu sana mümkün olan en iyi, en güzel üslupla açıklıyoruz. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
4-) Hani bir zaman Yusuf, babasına: "Babacığım demişti, ben (rü\yada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm, bunların bana secde ettiklerini gördüm." demişti.(S.Ateş)-Hani bir zaman Yusuf, babasına: “Babacığım, şüphesiz ben on bir yıldız, Güneş ve Ay’ı gördüm; onları bana secde ederken [boyun eğerken] gördüm” demişti. (H.Yılmaz)-BİR VAKİT Yusuf babasına şöyle demişti: “Babacığım! Ben [rüyamda] onbir yıldız, güneş ve ayı gördüm: benim önümde saygıyla yere kapanmışlardı!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
5-) (Babası Ya\kub): "Yavrum, dedi, rü'yanı kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır!(S.Ateş)-O [babası]: “Yavrucuğum! Gördüğünü [vizyonunu] kardeşlerine anlatma. Sonra sana bir tuzak kurarlar. Şüphesiz şeytan insan için apaçık bir düşmanıdır.(H.Yılmaz)-[Yakub:] “Ey oğulcuğum!” dedi, (bu) rüyanı kardeşlerine anlatayım deme, yoksa [hasetlerinden] sana karşı bir tuzak hazırlarlar; doğrusu Şeytan insan için apaçık bir düşmandır! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
6-) Böylece Rabbin seni seçecek ve sana düşlerin yorumundan bir parça öğretecek, sana ve Ya\kub soyuna ni'metini tamamlayacaktır; nasıl ki daha önce ataların İbrahim'e ve İshak'a da ni'metini tamamlamıştı. Şüphesiz Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.(S.Ateş)-Ve işte böyle, Rabbin seni seçecek ve sana olayların tevilinden bilgiler öğretecek. Bundan önceki iki atana; İbrahim’e ve İshak’a tamamladığı gibi, nimetini sana ve Yakub soyuna tamamlayacaktır. Şüphesiz ki, Rabbin Alim’dir, Hakim’dir” dedi. (H.Yılmaz)-Çünkü, [rüyanda sana gösterilene bakılacak olursa] demek ki Rabbin seni de seçecek; sana olayların iç yüzünü görüp yorumlamayı öğretecek; ve tıpkı ataların İbrahim ve İshâk'a olan nimetini her bakımdan tam ve yeterli kıldığı gibi sana ve Yakub'un soyuna verdiği nimeti de her bakımdan tam ve yeterli kılacak. Doğrusu, senin Rabbin doğru hüküm ve hikmetle edip-eyleyen mutlak ve sınırsız bilgi sahibidir. (M.Esed)-İşte böyle Rabbin seni seçecek, sana olayların ve sözlerin yorumunu öğretecek. Tıpkı bundan önce ataların İbrahim ve İshak üzerine o nimeti tamamadığı gibi, hem senin hem de Yakup soyunun üzerinde nimetini tamamlayacaktır. Çünkü senin Rabbin çok iyi bilendir; hikmet sahibidir. (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
7-) Andolsun, Yusuf ve kardeşlerin(in kıssaların)da, soranlar için ibretler vardır:(S.Ateş)--Ant olsun ki, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar / isteyenler için nice ayetler vardır.- (H.Yılmaz)-Gerçek şu ki, Yusuf ve kardeşlerin[in kıssasında]da [hakikati] arayanlar için (çıkarılacak nice) dersler vardır. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
8-) (Kardeşleri) demişlerdi ki: "Yusuf ve (öz) kardeşi (Bünyamin), babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz bir cemaatiz. Babamız açık bir yanlışlık içindedir!"(S.Ateş)-Hani onlar bir zaman; “Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgili, biz ise güçlü ve tutkun bir grubuz. Şüphesiz, babamız kesinlikle, çok açık bir sapıklık içindedir.(H.Yılmaz)-BİR VAKİT [Yusuf'un kardeşleri kendi aralarında şöyle] konuşuyorlardı: “Sayımız bu kadar çok olduğu halde bile, Yusuf ve kardeşi [Bünyamin] babamızın gözünde daha değerli/daha sevgili; gerçek şu ki, babamız açık bir yanılgı içerisinde!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
9-) Yusuf\u öldürün, ya da onu bir yere bırakın da babanızın yüzü yalnız size kalsın (bundan böyle babanız yalnız sizi görsün ve sevsin)! Ondan sonra da (tevbe eder), iyi bir topluluk olursunuz!(S.Ateş)-Yusuf`u öldürün, ya da bir yere atın ki, babanızın yüzü size kalsın, sonra da siz salih bir kavim olursunuz” demişlerdi. (H.Yılmaz)-[İçlerinden biri:] “Yusuf'u öldürün” dedi, “yahut o'nu [uzak] bir yere götürüp bırakın ki böylece babanız sevgi ve alakasıyla yalnızca size kalsın ve siz de bundan sonra [artık tevbe edip] iyi insanlar ol[arak yaşamak için serbest ol]asınız!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
10-) İçlerinden bir sözcü: "Yusuf\u öldürmeyin, onu kuyunun dibine atın, kervanlardan biri onu (görüp) alsın; eğer yapacaksanız (böyle yapın)," dedi.(S.Ateş)-Onlardan bir sözcü; “Yusuf’u öldürmeyin, onu o kuyunun dibine bırakın da oradan geçen kafilenin biri onu bulup alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın” dedi.(H.Yılmaz)-Bir diğeri: “Hayır, Yusuf'u öldürmeyin!” diye söze karıştı, “Eğer mutlaka bir şey yapmanız gerekiyorsa, o'nu bir kuyunun dibine atın; (nasıl olsa) o'nu [orada] bir kervan bulup yanına alır.” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
11-) (Bu fikirde karar kıldılar ve babalarına gelip) Dediler ki: "Ey babamız, neden Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun, oysa biz ona öğüt verenler(onun iyiliğini isteyenler)iz?"(S.Ateş)-[Bu görüşte birleştiler ve bunun üzerine babalarına:] “Ey babamız!” dediler, “Biz Yusuf'un iyiliğini isteyen kimseler olduğumuz halde, neden o'nun hakkında bize güvenmiyorsun? (M.Esed)-Babalarına: "Ey babamız, neyin var da Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun? Oysa biz onun iyiliğini isteyenlerdeniz? (Ö.Dumlu-H.Elmalı)
12-) Yarın onu da bizimle beraber (kıra) gönder, gezsin, oynasın; biz onu elbette koruruz.(S.Ateş)-Yarın onu bizimle beraber gönder de bol bol yesin, oynasın. Ve şüphesiz biz onu kesinlikle koruyucularız.”(H.Yılmaz)-Bırak o'nu yarın bizimle gelsin, gezip oynasın; o'na göz kulak olacağımızdan en küçük bir şüphen olmasın!” (M.Esed)
13-) (Ya\kub) Dedi ki: "Onu götürmeniz beni üzer; korkarım ki, sizin haberiniz yokken onu kurt yer!"(S.Ateş)-O [babaları] dedi ki: “Onu götürmeniz beni üzer ve siz ondan gafil iken onu kurt yemesinden korkarım.” (H.Yılmaz)-“Doğrusu, o'nu götürmeniz beni kaygılandırıyor” diye karşılık verdi [Yakub], “gözden uzak tuttuğunuz bir anda o'nu kurdun kapmasından korkuyorum!” (M.Esed)
14-) Dediler ki: "Biz bir topluluk olduğumuz halde onu kurt yerse, o zaman biz tamamen beceriksiz kimseleriz, demektir!"(S.Ateş)-Onlar [Yusuf’un kardeşleri] dediler ki: “Ant olsun ki biz böyle güçlü kuvvetli bir topluluk iken, onu kurt yerse, o zaman şüphesiz biz kesinlikle hüsrana uğrayanlardan olmuş oluruz.” (H.Yılmaz)-“Bu kadar insanın arasında, yine de o'nu kurt kapacaksa, o zaman, biz ölmüşüz demektir!” dediler. (M.Esed)
15-) Nihayet onu götürüp de kuyunun dibine atmağa topluca karar verdikleri zaman biz, Yusuf\a: "Andolsun sen onların bu işlerini, hiç farkında olmayacakları bir sırada kendilerine haber vereceksin!" diye vahyettik.(S.Ateş)-Nihayet onlar [Yusuf’un kardeşleri], onu [Yusuf’u] götürdüler ve o kuyunun dibine bırakmaya icma ettiler [topluca karar verdiler]. Biz de ona [Yusuf’a] vahyettik: “Ant olsun ki, sen onlara ilerde onlar hiç farkında değilken bu işlerini vereceksin.”(H.Yılmaz)-Ve böylece, o'nu kuyunun dibine atmaya karar verip yanlarında götürürlerken, kendisine “Gün gelecek [senin kim olduğunu] kavrayamayacakları bir anda bu yaptıklarını kendilerine hatırlatacaksın!” diye vahyettik.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
16-) Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.(S.Ateş)-Ve akşam vakti, ağlayarak babalarına geldiler.(H.Yılmaz)-Ve akşam olunca babalarının karşısına ağlayarak çıkıp geldiler, (M.Esed)
17-) Ey babamız, dediler, biz gittik, yarışıyorduk; Yusuf\u yiyeceğimizin yanında bırakmıştık. Onu kurt yemiş! Ama biz doğru söylesek de sen bize inanmazsın!(S.Ateş)-Onlar dediler ki: “Ey babamız! Şüphesiz biz yarış yaparak gittik. Yusuf`u da eşyamızın yanına bırakmıştık. Bir de baktık ki, onu kurt yiyivermiş. Ve biz doğru kimseler olsak da sen bize inanmazsın.”(H.Yılmaz)-. “Ey babamız!” dediler, “Yarış yapmak için bulunduğumuz yerden (biraz) uzaklaşmış ve Yusuf'u azıklarımızın yanında bırakmıştık... Meğer kurt kapmış o'nu! Ama [biliyoruz ki,] biz böylece doğruyu söylüyor olsak da sen bize inanmayacaksın!” M.Esed)
18-) (Yusuf\un) gömleğinin üstünde yalan kan getirdiler. (Ya'kub): "Herhalde, dedi, nefisleriniz sizi aldatıp bir işe sürükledi. Artık tek çarem güzelce sabretmektir. Dediğinize (dayanmak için) ancak Allah'tan yardım istenir!"(S.Ateş)-Bir de gömleğinin üzerinde yalandan bir kan getirdiler. O [babaları] dedi ki: “Bilakis, nefisleriniz aldatıp size bir iş yaptırtmış. -Artık güzel bir sabır!- Bu anlattıklarınıza karşılık yardımına sığınılacak olan ancak Allah`tır.” (H.Yılmaz)-(Böyle diyerek) üzerinde yalancı bir kan lekesi bulunan (Yusuf'un) gömleğini çıkarıp gösterdiler. [Yakub:] “Yoo” dedi, “sizi kendi hayal gücünüz bu kötü oyuna sürükledi! Artık [bana düşen] güzelce sabretmektir. Ve bu anlattığınız bahtsızlığa karşı bana dayanma gücü bahşetmesi için kendisine yönelebileceğim (yegane) hâmî Allah'tır.” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
19-) Bir kervan geldi, sucularını gönderdiler,(o da gidip kuyuya) kovasını sarkıttı: "Müjde, dedi, işte bir oğlan!" Onu ticaret için sakladılar, halbuki Allah, onların ne yaptıklarını biliyordu.(S.Ateş)-Ve bir yolcu kafilesi geldi de sucularını gönderdiler. O da kovasını kuyuya saldı, “Müjde hey, müjde! İşte bir oğlan!” dedi. Ve onu bir ticaret malı olarak gizleyip korudular. Allah ise onların ne yapacaklarını biliyordu.(H.Yılmaz)-VE BİR KERVAN çıkageldi; (kervancılar) sucularını (su kuyusuna) gönderdiler; onlardan biri kovasını kuyuya salıyordu ki [orada Yusuf'u gördü] ve: “Ne kısmet!” diye bağırdı, “Bir oğlan çocuğu bu!” Ve böylece kervancılar o'nu, satmak niyetiyle yanlarına aldılar. Oysa, Allah yaptıklarını (adım adım izliyor ve) biliyordu. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
20-) Nihayet (Mısır\a varınca) onu düşük bir pahaya, birkaç paraya sattılar. Onlar, ona (Yusuf'a) karşı isteksiz idiler.(S.Ateş)-Ve onu düşük bir fiyata; birkaç dirheme sattılar. Onlar bu konuda [Yusuf’un satılmasında] zahitlerden idiler. (H.Yılmaz)-Ve sonunda önemsiz bir paha -sadece birkaç gümüş dirhem- karşılığında o'nu sattılar; o kadar az değer biçmişlerdi o'na. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
21-) Onu satın alan Mısır\lı (hazine bakanı Kıtfir), karısı(Zeliha'y)a: "Ona iyi bak, belki bize yararı dokunur, ya da onu evlad ediniriz!" dedi. Böylece biz Yusuf'a o yerde güzel bir imkan verdik ki ona düşlerin yorumunu öğretelim. Allah, buyruğunu yerine getirendir, ama insanların çoğu bilmezler.(S.Ateş)-Ve onu satın alan Mısırlı kişi karısına; “Bunun yerini şerefli tut. Bize faydalı olabilir ya da onu evlat ediniriz” dedi. Ve Biz Yusuf`u böylece yeryüzünde yerleştirdik. Ona olayların tevilini de öğrettik. Ve Allah emrinde galiptir. Fakat insanların çoğu bilmezler.(H.Yılmaz)-Ve o'nu satın alan Mısırlı adam, karısına: “Ona iyi bak;” dedi, “belki bize yararı olur; kaldı ki, evlatlık da edinebiliriz o'nu”. Böylece, Yusuf'a o ülkede iyi bir yer sağladık; [bunu yaptık]ki, o'na olayların iç yüzüne, gerçek anlamına dair bir kavrayış öğretelim. İşte, Allah edip-eylediği işlerde böyle galiptir; ne var ki, insanların çoğu bunu bilmez. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
22-) (Yusuf), kuvvetli çağına erişince ona hüküm ve ilim verdik. İşte biz, güzel hareket edenleri böyle mükafatlandırırız.(S.Ateş)-Ve o [Yusuf], tam erginlik çağına gelince, kendisine ilim ve hüküm verdik. Ve işte Biz, güzelleştirenleri böyle karşılıklandırırız.(H.Yılmaz)-Derken, ergenlik çağını aştığı zaman [eğriyi doğruyu ayırmaya yetecek] keskin bir muhakeme gücü ve [derin] bir kavrayış yeteneği bahşettik o'na: iyilik yapanları Biz işte böyle ödüllendiririz. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
23-) Yusuf\un, evinde kaldığı kadın, onun nefsinden murad almak istedi ve kapıları kilitleyip: "Haydi gelsene!" dedi (Yusuf): "Allah'a sığınırım dedi, efendim bana güzel baktı. zalimler iflah olmazlar!" (S.Ateş)-Ve evinde bulunduğu hanım, onun nefsinden murat alıp yararlanmak istedi, kapıları kilitledi ve “Haydi beri gel!” dedi. O [Yusuf]; “Allah`a sığınırım! Muhakkak ki, o [kocan], benim efendim, benim mevkiimi güzel yaptı. Şüphesiz zalimler iflah olmazlar” dedi. (H.Yılmaz)-Ve [olacak bu ya,] barındığı evin kadını [kendini o'na karşı duyduğu arzuya kaptırıp] o'nun gönlünü çelmek istiyordu; ve (bu niyetle bir gün) kapıları sımsıkı kapatıp o'na: “Haydi, gelsene!” dedi. [Ama Yusuf:] “(Böyle bir şey yapmaktan) Allah'a sığınırım!” diye karşılık verdi, “Hem, efendim [bu evde] bana iyi baktı! Doğrusu, zalimler asla güvenliğe, esenliğe erişemezler!” (M.Esed)-Evin hanımı oldukça sempatik bir genç olan Yusuf’tan yararlanmak istedi. Yusuf’u odaya çağırdı. Kapıyı kilitledi ve Haydi gel, beraber olalım! Diye cinsel istekte bulundu. Yusuf telaşla: “Asla! Öyle bir şey yapmaktan Allah’a sığınırım. O Benim Rabbim’dir. Beni güzel bir yere yerleştirdi. Kuşkusuz nankörler kurtuluşa eremez dedi.” (M.Sağ) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
24-) Andolsun, kadın onu arzu etmişti, eğer Rabbinin doğruyu gösteren delilini görmeseydi o da onu arzu etmişti. Böylece biz kötülüğü ve fuhşu ondan çevirmek istedik; çünkü o, ihlasa erdirilmiş (temiz) kullarımızdandır.(S.Ateş)-Ve ant olsun o [hanım], ona niyeti kurmuştu. Eğer o [Yusuf] Rabbinin burhanını görmese idi, ona [kadına] niyeti kurmuştu. Ondan fuhşu ve fenalığı uzak tutalım diye böyledir. Şüphesiz o, Bizim arıtılmış kullarımızdandı. (H.Yılmaz)-Gerçek şu ki, kadın o'na karşı arzu doluydu; o da kadını arzuluyordu; öyle ki, [bu ayartma karşısında] eğer Rabbinin burhanı o'nun içine doğmamış olsaydı [bu arzuya yeniliverecekti]; İşte bu, her türlü kötülüğü, çirkin ve taşkın halleri o'ndan uzak tutmak istediğimiz için böyle oldu, çünkü o gerçekten bizim (seçilmiş) kullarımızdan biriydi. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
25-) Kapıya doğru koşuştular. Kadın, Yusuf\un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında kadının bey'ine rastladılar. Kadın: "Senin ailene kötülük yapmak isteyenin cezası nedir? Zindana kapatılmak veya acı bir biçimde işkence edilmek değil midir?" dedi.(S.Ateş)-Ve ikisi de kapıya koştular. Hanım, onun gömleğini arkadan yırttı. Ve kapının yanında onun [hanımın] efendisiyle karşı karşıya geldiler. O [hanım]; “Senin ehline kötülük yapmak isteyen kişinin cezası, zindana atılmaktan veya acıklı bir azaptan başka ne olabilir?” dedi. (H.Yılmaz)-(Derken,) bunların her ikisi kapıya koştular; kadın arkadan [asılıp] o'nun gömleğini yırttı; ve [o an] kapıda kadının efendisini karşılarında buldular! Kadın: “Karın için kötülük düşünen birinin cezası, hapisten ya da en ağır ceza (neyse, on)dan başka ne olabilir?” diye üste çıktı. (M.Esed)
26-) (Yusuf): "O benden murad almak istedi!" dedi. Kadının ailesinden bir şahid de şöyle şahidlik etti: "Eğer Yusuf\un gömleği önden yırtılmışsa kadın doğrudur, o yalancılardandır."(S.Ateş)-O [Yusuf]; “O, benden, kendimden yararlanmak istedi” dedi. Ve onun [hanımın] ehlinden bir şahit şahitlik etti: “Eğer onun [Yusuf’un] gömleği önden yırtılmış ise o [hanım] doğru söylemiştir, bu [Yusuf] da yalancılardandır.(H.Yılmaz)-[Yusuf:] “Benim gönlümü çelmek isteyen asıl o!” diye (kendini savundu). O an kadının yakınlarından duruma tanık olan biri: “Eğer gömleği önden yırtılmışsa,” diyerek görüşünü bildirdi, “kadın doğru, beriki yalan söylüyor demektir; (M.Esed)
27-) Ve eğer onun gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalancıdır, o doğrulardandır! (S.Ateş)-Ve eğer onun [Yusuf’un] gömleği arkadan yırtılmış ise, o [hanım] yalan söylemiştir, o [Yusuf] da doğrulardandır.” (H.Yılmaz)-yok, eğer gömleği sırtından yırtılmışsa, o zaman kadın yalan, beriki doğru söylüyor demektir”(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
28-) (Kadının kocası, Yusuf\un) gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce (kadına): "Bu, sizin düzeninizdendir, dedi, gerçekten sizin düzeniniz büyüktür!"(S.Ateş)-Artık ne zaman ki o [Yusuf’un efendisi], onun [Yusuf’un] gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu gördü, “Şüphesiz bu, siz kadınların fendinizdendir. Gerçekten de sizin fendiniz çok büyüktür.(H.Yılmaz)-Böylece [kadının kocası Yusuf'un] gömleğinin sırtından yırtılmış olduğunu görünce: “Belli ki, bu (yine) sizin oyunlarınızdan biri, ey kadınlar taifesi! Doğrusu, sizin oyunlarınız/tuzaklarınız korkunçtur! (M.Esed)
29-) Yusuf,sen bundan vazgeç (bunu kimseye söyleme), (ey kadın), sen de günahının bağışlanmasını dile! Çünkü sen, günahkarlardan oldun! (S.Ateş)-Yusuf! Sen bundan vazgeç. Kadın! Sen de günahın için istiğfar et. Şüphesiz sen hata edenlerden oldun” dedi.(H.Yılmaz)-Yusuf! Sen bu olayın üstünde durma! Ve (kadın!) sen de işlediğin günahtan ötürü bağışlanma dile, çünkü sen gerçekten hatası (büyük) olan birisin!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
30-) Şehirde birtakım kadınlar: Vezir\in karısı, uşağının nefsinden murad almak istemiş! Sevda, onun bağrını yakmış! Biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz!" dediler. (S.Ateş)-Şehirde kadınlar da “Aziz’in karısı, delikanlısının nefsinden murat almak istermiş. Kesinlikle sevgi onun yüreğine işlemiş. Şüphesiz biz, kesinlikle onu apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz” dediler. (H.Yılmaz)-VE ŞEHİRDE kadınlar [birbirleriyle]: “Falan kişizadenin karısı genç kölesinin gönlünü çelmeye kalkmış!” diye dedikodu etmeye başladılar, “Tutkudan yüreği paralanmış kadının; doğrusu, açıkça yoldan çıkmış biri olarak görüyoruz onu!” (M.Esed)
31-) (Kadın), onların (dedi-kodu yaparak kendisini dile düşürme) düzenlerini işitince, onlara (adam) gönderdi (yemeğe davet etti). Onlar için dayanacak yastıklar hazırladı ve her birine de birer bıçak verdi. (Yusuf\a): "Çık karşılarına!" dedi. Kadınlar, (önlerine konan meyveleri soyup yemekle meşgul iken) Yusuf'u görünce onu (gözlerinde) büyüttüler, (ona hayranlıklarından ötürü) ellerini kestiler ve: "Allah için, haşa bu, insan değildir; bu ancak güzel bir melektir!" dediler.(S.Ateş)-Sonra o [Aziz’in karısı], onların mekirlerini [gizliden gizliye dedikodu yaydıklarını] işitince, onlara elçi gönderdi ve onlara yastık / meyve [mükellef bir sofra] hazırladı. Ve onlardan her birine bir bıçak verdi. Ve “Çık karşılarına!” dedi. Ve şimdi onlar onu [Yusuf’u] görür görmez onu [Yusuf’u] gözlerinde çok büyüttüler ve ellerini kestiler. Ve “Haşa! Allah için, bu bir beşer değil, ancak çok şerefli bir melektir! / Haşa! bu satın alınmış bir köle değil ancak çok şerefli bir prenstir!” dediler. (H.Yılmaz)-Kadınların bu kötü konuşmaları kulağına değince, kişizadenin karısı, onları davet edip kendileri için mükellef bir ziyafet hazırladı, ve her birinin eline bir bıçak tutuşturdu. Sonra [Yusuf'a]: “Çık [şimdi] onların karşısına!” dedi. Kadınlar o'nu görünce güzelliği karşısında şaşırıp kaldılar ve şaşkınlıklarından ellerini kestiler: “Aman Allahım!” dediler, “Bu ölümlü biri olamaz; olsa olsa gözde bir melek bu!” (M.Esed)
32-) (Kadın) Dedi ki: "İşte siz, beni bunun için kınamıştınız! Andolsun ben kendisinden murad almak istedim de o, iffetinden ötürü reddetti. Ama kendisine emrettiğimi yapmazsa, elbette zindana atılacak ve alçalanlardan olacaktır!"(S.Ateş)-O [Aziz’in karısı]; “İşte, bu gördüğünüz, beni hakkında kınadığınızdır. Ant olsun ki, ben bunun nefsinden yararlanmak istedim de o, namuslu davrandı. Yine ant olsun ki, kendisine emrettiğimi yapmazsa, muhakkak zindana atılacak ve kesinlikle zillete uğrayanlardan olacaktır” dedi. (H.Yılmaz)-[Kişizadenin karısı:] “İşte hakkında beni kınayıp yerdiğiniz kimse bu!” dedi, “Evet, gerçekten de o'nun gönlünü çelmek istedim, ama o kendini (bundan) sakındı. Ne var ki eğer bundan sonra da istediğim şeyi yapmazsa mutlaka hapsedilecek ve kendini aşağılanmış kimselerin arasında bulacak!”(M.Esed)
33-) (Yusuf): "Rabbim dedi, bana göre zindan, bunların beni çağırdığı şeyden iyidir. Eğer onların düzenini benden savmazsan onlara kayarım ve cahillerden olurum!"(S.Ateş)-O [Yusuf]; “Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettikleri şeyden daha sevimlidir. Eğer Sen, bunların tuzaklarını benden döndürmezsen, ben onların tuzağına düşerim ve cahil kimselerden olurum” dedi. (H.Yılmaz)-[Yusuf:] “Ey Rabbim!” dedi, “Benim için hapis, bu kadınların isteklerine boyun eğmekten daha iyidir. Çünkü, Sen onların oyunlarını-tuzaklarını benden uzak tutmazsan, ben o zaman onların ayartmalarına kapılır ve [doğru nedir, eğri nedir] seçemeyen şaşkın kimselerden olurum”. (M.Esed)
34-) Rabbi onun du\asını kabul buyurdu da onların düzenini ondan savdı. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.(S.Ateş)-Bunun üzerine Rabbi, ona [onun duasına] icabet etti de ondan onların tuzaklarını döndürdü. Şüphesiz O, evet O, hakkıyla işitenin, hakkıyla bilenin ta kendisidir. (H.Yılmaz)-Ve Rabbi o'nun bu duasını olumlayıp o'nu o kadınların tuzaklarına karşı korudu: çünkü O gerçekten her şeyi işiten, her şeyi olduğu gibi bilendir. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
35-) Sonra (aziz Kıtfir ve adamları, Yusuf\un masumluğu hakkındaki) bu delilleri gördükleri halde yine onu bir süre zindana atmaları kendilerine uygun geldi.(S.Ateş)-Sonra bu kadar delili gördükten sonra bir süre için onu zindana atmaları açığa çıktı.(H.Yılmaz)-Sonra, o kişizade ve ev halkı bütün delilleri[n Yusuf'un lehinde olduğunu] gördükten sonra bile o'nu bir süre için hapsetmeyi uygun gördüler. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
36-) Onunla beraber iki genç daha zindana girdi. Onlardan biri dedi ki: "Ben düşümde şarap sıktığımı görüyorum." Öteki de: "Ben de, görüyorum ki başımın üstünde ekmek taşıyorum, kuşlar ondan yiyor. Bunun yorumunu bize haber ver, zira biz seni güzel davranan(iyi rü\ya yoran)lardan görüyoruz." dedi.(S.Ateş)-Ve zindana onunla birlikte iki delikanlı girdi. Onlardan birisi, “Şüphesiz ben kendimi şarap sıkarken gördüm” dedi. Öteki de; “Şüphesiz ben başımın üstünde ekmek taşıdığımı, kuşların da ondan yediğini gördüm. Bize bunun tevilini haber ver. Şüphesiz biz seni muhsinlerden [iyilik-güzellik üretenlerden] görüyoruz” dedi. (H.Yılmaz)-ONUNLA beraber iki genç daha girmişti hapse. İşte bu iki gençten biri (bir gün): “Rüyamda kendimi şaraplık üzüm sıkarken gördüm” dedi. Öteki: “Ben de kendimi başımın üzerinde ekmek taşıyor gördüm, öyle ki kuşlar ondan (koparıp koparıp) yiyorlardı”. [Bu iki genç:] [Yusuf'tan] “Bu (rüyaların) gerçek anlamını haber ver bize!” diye rica ettiler, “Çünkü, görüyoruz ki, sen, [rüyaların nasıl yorumlanacağını] iyi [bilen] kimselerdensin”. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
37-) (Yusuf) şöyle dedi: "Size rızık olarak verilen yemek henüz size gelmezden önce bunun yorumunu size haber vermiş olurum. Bu (yorum) Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir (bu bilgileri Rabbim bana lutfetti). Ben, Allah\a inanmayan, ahireti de inkar eden bir kavmin dinini terk ettim:(S.Ateş)-Yusuf dedi ki, "Yemek yeme vaktiniz gelmeden önce, rüyanızın yorumlamasını size bildireceğim. Ama öncelikle şunu bilmenizi isterim. Rüyalarınızı yorumlama bilgisini bana Rabbim öğretti. Ben, Allah'a inanmayan, öte dünyayı da inkar eden, içinde bulunduğumuz toplumun ortak koşucu dinini terk ettim." (M.Sağ)-O [Yusuf]; “Size yiyecek olarak verilecek bir yemek gelmeden önce onun tevilini size bildiririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir. Şüphesiz ben Allah’a inanmayan bir kavmin –ki onlar ahreti inkâr edenlerin ta kendileridir- milletini terk ettim.(H.Yılmaz)-[Yusuf:] “Daha yiyeceğiniz günlük azığınız önünüze konmadan rüyalarınızın gerçek anlamını size haber vereceğim, [ki başınıza gelecek olanı] vuku bulmadan önce [bilesiniz]; çünkü bu bana Rabbimin öğrettiği şeylerdendir. (Önce) bilin ki, ben, Allah'a inanmayan, ve ahiret gerçeğini tanımaktan ısrarla kaçınan bir toplumun izlediği yolu terk ettim; (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
38-) Atalarım İbrahim, İshak ve Ya\kub'un dinine uydum. Bizim, herhangi bir şeyi Allah'a ortak koşmağa hakkımız yoktur. Bu (tevhid), bize ve bütün insanlara Allah'ın bir lutfudur, ama insanların çoğu şükretmezler.(S.Ateş)-Ve atalarım İbrahim, İshak ve Yakub`un milletine uydum. Bizim, Allah’a hiçbir şeyi ortak tutmamız olmaz. Bu, Allah’ın bize ve insanlara bir lütfudur. Velâkin insanların çoğu şükretmiyorlar. (H.Yılmaz)-ve atalarım İbrahim, İshâk ve Yakub'un yolunu tuttum. (Çünkü) tanrısal nitelikleri Allah'tan başka herhangi bir varlığa yakıştırmak bizlere yakışmaz: Allah'ın bize ve bütün insanlığa bahşettiği lütfun bir [sonucudur] bu, ama insanların çoğu bu (lütfun) değerini bilmez. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
39-) Ey benim zindan arkadaşlarım, çeşitli tanrılar mı iyi, yoksa herşeyi (hükmü altında tutan) kahredici tek Allah mı?(S.Ateş)-Ey benim zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı birçok rabbler mi daha hayırlı, yoksa her şeye hâkim ve galip olan bir tek Allah mı? (H.Yılmaz)-Ey mahpus arkadaşlarım! Hangisi daha iyidir: birbirinden ayrı pek çok rab[bın varlığına inanmak] mı, yoksa bütün varlıklara egemen bir tek Allah[a inanmak] mı? (M.Esed) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
40-) Siz, o\nu bırakıp ancak sizin ve atalarınızın taktığı birtakım (boş) isimlere tapıyorsunuz. Allah onlar(ın gerçekliği) hakkında hiçbir delil indirmemiş(onlara hiçbir güç vermemiş)tir. Hüküm, yalnız Allah'ındır. O, yalnız kendisine tapmanızı buyurmuştur. İşte doğru din budur. Ama insanların çoğu bilmezler.(S.Ateş)-Sizin, O’nun astlarından o taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Ona [bunlara tapmanız konusuna] Allah hiçbir delil indirmiş değildir. Hüküm ancak Allah’a aittir: O, size, kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar. (H.Yılmaz)-Allah'ı bırakıp tapındığınız her şey gerçekte sizin ve atalarınızın kendi muhayyilenizden çıkardığınız [anlamsız] isimlerden öteye geçmemektedir; çünkü bunlar hakkında hiçbir kanıt indirmemiştir Allah. [Neyin doğru, neyin eğri olduğu konusunda] hüküm yalnızca Allah'a aittir. Ve O da kendisinden başkasına kulluk etmemenizi buyuruyor. İşte dosdoğru olan [tek] din budur; ama insanların çoğu bunu bilmez. (M.Esed)
41-) Ey zindan arkadaşlarım, (rü\yanıza gelince) biriniz (eskisi gibi) yine efendisine şarap sunacak, diğeri ise asılacak, kuşlar onun başından yiyecek. Sorduğunuz iş (bu şekilde) kesinleşmiştir.(S.Ateş)-Ey benim zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine yine şarap sunacak. Diğeri de asılacak da kuşlar onu başından yiyecekler. İşte hakkında fetva istediğiniz iş gerçekleşti” dedi. (H.Yılmaz)-[İmdi,] ey mahpus arkadaşlarım, [rüyalarınızın yorumuna gelince,] biriniz efendisine [Kral'a] içki sofrasında sâkîlik yapacak; ve biriniz, biriniz de asılacak; ve et yiyici kuşlar onun başını didikleyecek. [Ama geleceğiniz ne olursa olsun,] benden yorumlamamı istediğiniz şey [Allah tarafından] karara bağlanmış bulunuyor”. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
42-) O iki kişiden kurtulacağını sandığı kimseye: "Beni efendin(kralın)ın yanında an (benim suçsuz olduğumu krala hatırlat)" dedi. Fakat şeytan o adama, (Yusuf\un durumunu) efendisine söylemeyi unutturdu, (bundan ötürü Yusuf), birkaç yıl zindanda kaldı.(S.Ateş)-Ve o [Yusuf] o iki kişiden, kurtulacağını kesin olarak bildiği kişiye; “Rabbinin [efendi, hükümdar edindiğin kişinin] yanında beni an!” dedi. Sonra şeytan ona, hatırlatmayı terk ettirdi. Böylece o [Yusuf], senelerin küsurunca [3 ila sene] zindanda kaldı. (H.Yılmaz)-Ve [bunun üzerine Yusuf,] iki mahpustan kurtulacağını düşündüğü kimseye: “[Buradan çıkacağın zaman] efendine benden söz et!” dedi. Ne var ki Şeytan berikine efendisinin yanında [Yusuf'tan] söz etmeyi unutturdu. Ve Yusuf bu yüzden hapiste birkaç yıl [daha] kaldı. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
43-) (Bir gün) Kral dedi ki: "Ben, düşümde yedi semiz inek görüyorum, bunları yedi zayıf inek yiyor. Ve yedi yeşil, yedi de kuru başak (görüyorum). Ey efendiler, eğer siz rü\ya ta'bir ediyorsanız bu rü'yamın ta'birini bana anlatın."(S.Ateş)-Ve melik [hükümdar] dedi ki: “Şüphesiz ben yedi cılız ineğin yedi semiz ineği yediğini ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Siz görüntü [vizyon] tabir ediyorsanız beni bu görüntü hakkında fetvalandırın.” (H.Yılmaz)-VE [bir gün] Kral: “Rüyamda” dedi, “yedi çelimsiz ineğin yediği yedi semiz inek, yedi yeşil başak ve bir o kadar da kurumuş başak gördüm. Ey soylular! Eğer rüya yorumlamasını biliyorsanız bu rüyamı bana yorumlayın bakalım!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
44-) (Yorumcular) dediler ki: "Bu, karışık düşlerden ibarettir. Biz, karışık düşlerin yorumunu bilmeyiz."(S.Ateş)-Onlar [ileri gelenler] dediler ki: “Karmakarışık görüntülerdir. Biz ise böyle karmakarışık görüntülerin tevilini bilenler değiliz.” (H.Yılmaz)-“Anlaşılması zor, karmaşık rüyalardan biri bu” dediler, “hem, rüyaların işaret ettiği gerçek anlama dair derin ve sağlam bir bilgiden de biz yoksunuz”.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
45-) (Zindandaki) İki kişiden kurtulan (adam), uzun bir süre sonra (bu olay üzerine Yusuf\u) hatırladı da dedi ki: "Ben size onun yorumunu haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin."(S.Ateş)-Ve o ikiden kurtulmuş olan kişi nice ümmetten [önderli toplumdan] sonra anarak dedi ki: “Ben size onun [o görüntünün] tevilini haber veririm, hemen beni gönderin.” (H.Yılmaz)-İşte ancak o zaman, aradan geçen bunca vakitten sonra, hapisten kurtulan o iki kişiden biri [Yusuf'u] hatırladı ve: “Bu (rüyanın) işaret ettiği gerçek anlamı ben öğrenip ulaştırabilirim size” dedi, “ama bunun için gitmeme izin verin”. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
46-) (Zindana, Yusuf\un yanına geldi, dedi ki): "Yusuf, ey çok doğru söyleyen, bize şu rü'yayı çöz: Yedi semiz ineği, yedi zayıf (inek) yiyor ve yedi yeşil, yedi de kuru başak (neyi gösterir)? Umarım ki senin yorumunla insanlara dönerim, onlar da bilirler."(S.Ateş)-“Yusuf! Ey doğru sözlü! Bize, insanlara dönmem ve onların öğrenmesi için ‘Yedi semiz ineği, yedi cılız inek yiyor. Ve yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak’ hakkında fetva ver.” (H.Yılmaz)-[Ve böylece Yusuf'u hapishanede görmeye gitti ve o'na:] “Ey Yusuf, ey özü-sözü doğru adam!” dedi, “[Rüyada görülen] yedi çelimsiz ineğin yediği yedi semiz inek ve yedi yeşil başakla (yedi) kurumuş başak ne anlama gelir, bunu bana yorumla ki [senin açıklamanla saraydaki] insanların yanına döneyim ve onlar da [böylece senin nasıl biri olduğunu] öğrensinler!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
47-) (Yusuf) Dedi ki: "Siz, adetiniz üzere yedi yıl (ürün) ekersiniz. Biçtiğinizi başağında bırakırsınız, ancak yiyeceğiniz az bir mikdar(ı alırsınız, gerisini depolarsınız)."(S.Ateş)-O [Yusuf] dedi ki: “Yedi sene âdet üzere ekin ekeceksiniz, sonra da biçtiklerinizi yiyeceğiniz miktar hariç başağında bırakınız.(H.Yılmaz)-[Yusuf şöyle] cevapladı: “Yedi yıl boyunca her zamanki gibi ekip biçin ama hasad ettiğiniz ekini, yemek için ayıracağınız az bir miktar dışında, öylece başağında bırakın; (M.Esed)
48-) Sonra onun ardından yedi kurak (yıl) gelir ki (tohumluk olarak) sakladığınız az miktar dışında, o yıllar için önceden biriktirdiklerinizi yeyip bitirir.(S.Ateş)-Sonra onun arkasından zorlu yedi [yedi kurak sene] gelecek, önceki biriktirdiklerinizin biraz saklayacağınızdan başkasını yiyecek. (H.Yılmaz)-çünkü, [yedi yıl sürecek olan] bu [bolluk zamanı]ndan sonra yedi yıllık bir kıtlık dönemi gelecek ve sizin bu dönem için hazırladığınız her şeyi, sakladığınız az bir miktarın dışında, silip süpürecek. (M.Esed)
49-) Sonra onun ardından bir yıl gelir ki, o yılda insanlara bol yağmur verilir ve insanlar o yıl (bol bol meyva) sıkarlar (hayvan sağarlar).(S.Ateş)-Sonra da onun arkasından bir sene gelecek ki, insanlar onda yağmura kavuşacak ve onda sıkıp sağacaklar.” (H.Yılmaz)-Ve bundan sonra, halkın bütün bu kıtlıktan, darlıktan kurtulacağı bir yıl olacak, ve o yıl insanlar [eskiden olduğu gibi bol bol zeytin ve üzüm] sıkacaklar”. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
50-) (Elçi bu yorumu getirince) Kral: "Onu bana getirin." dedi. Elçi, Yusuf\un yanına gelince (Yusuf): "Efendine dön de ona sor, ellerini kesen o kadınların maksadı neydi? (Bunu ortaya çıkarsın). Şüphesiz Rabbim, onların tuzaklarını biliyor", dedi.(S.Ateş)-Ve o hükümdar; “Onu bana getirin” dedi. Sonra ne zaman ki elçi ona [Yusuf’a] geldi, o [Yusuf] ona dedi ki: “Efendine geri dön de ona sor bakalım, o ellerini kesen kadınların zoru ne imiş? Hiç şüphe yok ki, Rabbim, onların oyunlarını çok iyi bilir.” (H.Yılmaz)-Ve [Yusuf'un yorumu kendisine ulaşır ulaşmaz] Kral: “Onu bana getirin!” dedi. Ama elçiler kendisine geldiğinde [Yusuf:] “Efendinize gidin ve ondan [önce] ellerini kesen kadınlar hakkındaki gerçeği [ortaya çıkarmasını] isteyin; çünkü, Rabbim onların oyunlarını/tuzaklarını bütün gerçeğiyle bilmektedir!” (M.Esed)
51-) (Kral, kadınlara): "Yusuf\un nefsinden murad almak istediğiniz zaman durumunuz neydi?" dedi. Dediler ki: "Haşa, Allah için (doğru söylemek lazım), biz onda hiçbir kötülük görmedik!" Aziz'in karısı da: "İşte şimdi hak yerini buldu, ben onun nefsinden murad almak istemiştim. O tamamen doğrulardandır!" dedi.(S.Ateş)-O [hükümdar]; “Yusuf`un nefsinden murat almaya kalktığınız zaman durum ne idi?” dedi. Onlar [kadınlar]; “Hâşâ, Allah için, biz onun aleyhinde hiçbir fenalık bilmedik” dediler. Aziz’in karısı da “Şimdi hak ve hakikat olduğu gibi ortaya çıktı. Onun nefsinden ben murat almak istedim. O ise şeksiz şüphesiz doğrulardandır” dedi.(H.Yılmaz)-[Bunun üzerine Kral o kadınları çağırtıp kendilerine:] “Yusuf'un gönlünü çelmek isterken ne sağlayacağınızı umuyordunuz?” diye sordu. Kadınlar: “Allah korusun, biz o'ndan en küçük bir kötülük görmedik!” dediler. [Ve] Yusuf'un ilk efendisinin hanımı: “Artık gerçek ortaya çıktı!” diye atıldı, “Onun gönlünü çelmek isteyen bendim; o ise hep özü-sözü doğru olan kimselerdendi!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
52-) (Gerçeği söyledim ki Yusuf) Benim, arkadan kendisine hainlik etmediğimi ve Allah\ın, hainlerin tuzağını başarıya ulaştırmayacağını bilsin.(S.Ateş)-İşte bu, onun[Yusufu’un], gaybde [tenhada] benim ona hainlik etmediğimi ve kesinlikle Allah’ın hainlerin hilesine kılavuz olmadığını bilmesi içindir.-(H.Yılmaz)- [Yusuf olup biteni öğrendiğinde: “Amacım [eski efendimin,] arkasında kendisine ihanet etmediğimi ve Allah'ın hainlerin hazırladığı tuzakları asla başarıya ulaştırmadığını bilmesini sağlamaktı” dedi, (M.Esed)-.(Yusuf aracıya şunu söyledi:) "Bu, (itiraf Vezirin) yokluğunda gerçekten kendisine ihanet etmediğimi ve gerçekten Allah'ın ihanet edenlerin hileli-düzenlerini başarıya ulaştırmadığını kendisinin de bilip öğrenmesi içindi." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
53-) Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis, daima kötülüğü emredicidir. Meğer Rabbimin esirgediği bir nefis ola. Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir.(S.Ateş)-Ve ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Şüphesiz ki nefis, şiddetle kötülüğü emredendir. Ancak Rabbimin esirgediği kimse müstesnadır. Şüphesiz ki, Rabbim çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.(H.Yılmaz)-“yine de ben kendimi bütünüyle temize çıkarmaya çalışmıyorum; çünkü Rabbimin acıyıp esirgediği kimseler hariç, insanın kendi benliği [de onu] kötülüğe sürükle(yebili)r; gerçekten de benim Rabbim çok acıyıp-esirgeyen gerçek bağışlayıcıdır!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
54-) Kral: "Onu bana getirin, dedi, onu kendime özel (dost) yapayım!" Kendisiyle konuş(up ondaki olgunluğu gör)ünce (Yusuf\a): "Sen, dedi, artık bugün yanımızda mevki sahibi, güvenilir(bir kimse)sin.(S:Ateş)-Ve hükümdar “Onu bana getirin, kendime tahsis edeyim” dedi. Sonra onunla konuşunca da: “Şüphesiz sen bugün yanımızda gerçekten önemli bir mevki sahibisin, güvenilir birisin” dedi. (H.Yılmaz)-Ve Kral: “Onu bana getirin,” dedi, “ki, kendime dost edineyim”. Ve o'nunla konuşunca, [Kral:] “Bundan böyle yanımızda kendisine güven duyulan biri olarak” dedi, “yüksek bir yerin olacaktır!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
55-) (Yusuf, krala): "Beni ülkenin hazineleri üstüne bakan yap. Çünkü ben (onları) iyi korur, (yönetmesini) iyi bilirim." dedi.(S.Ateş)-O [Yusuf] dedi ki: “Beni yeryüzünün hazineleri üzerine kıl [getir]! Şüphesiz ben iyi koruyan, çok iyi bilenim.” (H.Yılmaz)-Yusuf:] “Beni ülkenin hazineleri üzerinde görevlendir(in)” dedi, “güvenilir, bilgili bir gözcü, bir koruyucu olacağımdan emin olabilirsin(iz)”. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
56-) Böylece biz Yusuf\a o ülke'de iktidar verdik. Orada dilediği yerde konaklardı. Biz, dilediğimiz kimseye rahmetimizi ulaştırırız, güzel davrananların ecrini zayi etmeyiz.(S.Ateş)-Ve işte Biz böylece Yusuf için o yerde iktidar [ülke yönetimi] verdik. Neresinde isterse orada konaklardı. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz. Ve iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmeyiz.(H.Yılmaz)-İşte böyle emin bir yer sağladık Yusuf'a (o) ülkede; öyle ki, dilediği yerde konaklayabilir/dilediği şeyi yapabilirdi. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz, ama iyilik yapanların hak ettiği karşılığı vermekten de geri durmayız. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
57-) İnananlar ve (kötülüklerden) korunanlar için elbette ahiret ödülü, daha hayırlıdır.(S.Ateş)-Ve iman eden ve takva sahibi olan kişiler için elbette ahiret mükâfatı daha hayırlıdır.(H.Yılmaz)-Ama imana erişenlerin ve Bize karşı sorumluluk bilinci taşıyanların gözünde ahiret mükafatı [bu dünyada elde edilebilecek karşılıklardan] daha değerli/daha yararlıdır. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
58-) Yusuf\un kardeşleri geldiler, onun yanına girdiler, o onları tanıdı; fakat onlar onu tanımıyorlardı.(S.Ateş)-Yusuf’un kardeşleri geldiler de onun yanına girdiler. O, onları hemen tanıdı, onlar ise onu tanıyamamışlardı. (H.Yılmaz)-[YILLAR SONRA] Yusuf'un kardeşleri [Mısır'a] geldiler ve o'nun huzuruna çıktılar; o hemen tanıdı onları; ama berikiler o'nu tanımadılar(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
59-) (Yusuf) Onların (zahire) yüklerini hazırlatınca dedi ki: "Sizin baba bir kardeşinizi de bana getirin, görüyorsunuz ya ben, ölçüyü tam yapıyorum ve ben konukseverlerin en iyisiyim!"(S.Ateş)-Ne zaman ki onların teçhizatlarını hazırladı, “Babanızdan olan kardeşinizi bana getirin. Görüyorsunuz ya, ben ölçeği tam ölçüyorum ve ben konuk ağırlayanların en iyisiyim.(H.Yılmaz)-Ve onların yüklerini yüklettikten sonra, kendilerine: “[Bir dahaki gelişinizde] o baba-bir kardeşinizi de getirin bana. Görmüyor musunuz, tartıyı tam tuttum ve (size karşı) son derece iyi bir konukseverlik gösterdim. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
60-) Eğer onu bana getirmezseniz artık benim yanımda size ölçü(lüp verilecek bir şey) yok. (Bir daha) bana yaklaşmayın!(S.Ateş)-Siz eğer onu bana getirmezseniz, bir daha size hiç kile yok, yanıma da yaklaşmayın” dedi. (H.Yılmaz)-Ama eğer kardeşinizi bana getirmezseniz o zaman benden ne bir ölçek olsun [zahire] bekleyin, ne de yanıma yaklaşın!” (M.Esed)
61-) Dediler ki: "Onu babasından isteyip getirmeğe çalışacağız, (bunu) mutlaka yapacağız"(S.Ateş)-Onlar: “Onu babasından istemeye çalışacağız ve şüphesiz biz kesinlikle yapanlarız” dediler. (H.Yılmaz)-“Onu getirmek için babasını razı etmeye çalışacağız,” diye karşılık verdiler, “ve herhalde, bunu ne yapıp yapıp başaracağız!” (M.Esed)
62-) (Yusuf) Uşaklarına: "Onların sermayelerini yüklerinin içine koyun, belki ailelerine döndükleri zaman bunun farkına varırlar da yine gelirler" dedi.(S.Ateş)-Ve o [Yusuf], memurlarına: “Ailelerinin yanına dönünce farkına varmaları için ve yine gelmeleri için sermayelerini yüklerinin içine koyuverin” dedi. (H.Yılmaz)-. [Bu arada Yusuf] hizmetçilerine: “Onların bedel olarak getirdiklerini de denklerine yerleştirin ki, evlerine vardıklarında bunu fark eder de belki daha istekli olarak dönerler” dedi. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
63-) Babalarına döndüklerinde dediler ki: "Ey babamız, bizden ölçü men\edildi, kardeşimizi bizimle beraber gönder de (ihtiyacımız olanı) ölç(üp al)alım. Biz onu mutlaka koruruz."(S.Ateş)-Böylece, babalarına döndükleri vakit; “Ey babamız! Bizden ölçek men edildi [bize zahire verilmeyecek]. Onun için bu kere kardeşimizi bizimle gönder ki, ölçek alabilelim. Ve biz onu kesinlikle koruyacağız” dediler. (H.Yılmaz)-Ve böylece babalarının yanına döndüklerinde, [Yusuf'un kardeşleri,] “Ey babamız!” dediler, “[Bünyamin'i yanımızda götürmedikçe] artık bize bir ölçek bile zahire verilmeyecek; bunun için kardeşimizi bizimle gönder ki (bize yetecek) tartıda [zahire] alabilelim; bu arada onu elbette koruyup gözeteceğiz!” (M.Esed)
64-) (Yakup) dedi ki: "Daha önce kardeşi için size güvendiğim gibi onun için de size güveneyim, öyle mi? En iyi koruyan Allah\tır ve O, merhametlilerin merhametlisidir!"(S.Ateş)-O [babaları] dedi ki: “Ben onu size emanet eder miyim? Bundan önce kardeşini emanet ettiğimde olan gibi olması başka! İşte Allah en hayırlı koruyandır. Ve O, merhamet edenlerin en merhametlisidir." (H.Yılmaz)-[Yakub:] “Daha önce kardeşinizi nasıl size emanet ettiysem onu da aynı şekilde size emanet edeyim, öyle mi? Oysa, Allah koruyup gözetici olarak [sizden] elbette daha iyi/daha üstündür; çünkü O acıyıp-esirgeyenlerin en üstünü, en yücesidir!” (M.Esed)
65-) Zahire yüklerini açtıklarında sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüler. Dediler ki: "Ey babamız, daha ne istiyoruz? İşte sermayemiz de bize geri verilmiş! Yine ailemize yiyecek getiririz. Kardeşimizi koruruz, bir deve yükü de fazla (azık) alırız. (Çünkü) Bu, az bir ölçüdür (bize yetmez)."(S.Ateş)-Ve yüklerini açtıkları zaman sermayelerini kendilerine geri verilmiş olarak buldular. Dediler ki: “Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte, sermayelerimiz bize iade edilmiş. Bununla ailemize zahire alır getiririz, kardeşimizi de koruruz, üstelik bir deve yükü daha fazla zahire alırız. Bu [aldığımız], çok kolay [pek az] bir ölçektir.” (H.Yılmaz)-Ve neden sonra, denkleri çözdüklerinde, (takas için götürdükleri) malların kendilerine iade edilmiş olduğunu gördüler; “Ey babamız!” dediler, “Başka ne isteyebiliriz? İşte kendi mallarımız, olduğu gibi bize bırakılmış! [Eğer Bünyamin'in bizimle gelmesine izin verirsen] bu mallarla ailemize [yeniden] erzak getirebilir, kardeşimizi de [iyi] koruyup gözetir ve (böylece) birer deve yükü zahire fazladan elde etmiş oluruz. Zaten bu [ilk seferde getirdiğimiz] tartıca pek az sayılır”. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
66-) (Ya\kub): "Hepiniz kuşatılıp engellenmedikçe siz, onu bana getireceğinize dair Allah adına bana sağlam söz vermeden onu asla sizinle göndermem!" dedi. Ne zaman ki, sözlerini verdiler, (Ya'kub): "Söylediğimize Allah, vekildir!" dedi.(S.Ateş)-O [babaları] dedi ki: “Etrafınız kuşatılmadıkça [hepiniz çaresiz kalmadıkça] onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah`tan bir taahhüt vermedikçe, onu, kesinlikle sizinle göndermem.” Onlar, ona [babalarına] teminatlarını verince, o [babaları]; “Bu söylediklerimize Allah vekildir” dedi. (H.Yılmaz)-[Yakub,] “Hepiniz [ölümle] kuşatılıp-kıstırılmadıkça” dedi, “onu bana geri getireceğinize dair bana Allah huzurunda yeminle söz verinceye kadar onu sizinle göndermeyeceğim!” Ve yeminle söz verdiklerinde de, “(Bu) konuştuklarımıza Allah şahittir!” dedi. (M.Esed)
67-) Ve dedi ki: "Oğullarım, (Mısır\a) bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm, yalnız Allah'ındır. (O size ne takdir etmişse muhakkak olacaktır.) Ben O'na tevekkül ettim, tevekkül edenlerde O'na tevekkül etsinler!"(S.Ateş)-Ve dedi ki: “Ey yavrularım! Bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben, Allah’tan hiçbir şeyi sizden gideremem. Hüküm yalnızca Allah’ındır. Ben sadece ona tevekkül ettim. Artık tevekkül edenler de sadece O’na tevekkül etmelidirler.” (H.Yılmaz)-Ve “Oğullarım!” diye ekledi, “[Şehre] hepiniz tek bir kapıdan girmeyin; her biriniz ayrı ayrı kapılardan girin. Bununla beraber [eğer başınıza yine de bir hal gelirse, bilin ki] Allah'a karşı sizin için elimden bir şey gelmez: çünkü hüküm yalnızca Allah'a aittir. Ben O'na güven duyuyorum. Ve [O'nun varlığına] inananlar da yalnız O'na güvensinler!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
68-) Babalarının emrettiği yerden (Mısır\a) girdiler; (gerçi) bu, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı. Ama sadece Ya'kub, içindeki bir dileği söylemişti. O, kendisine öğrettiğimizden ötürü bilgi sahibi idi (bundan dolayı 'Allah'ın takdirinden hiçbir şeyi sizden savamam' demişti). Fakat insanların çoğu bilmezler.(S.Ateş)-Ve ne zaman ki, şehre vardılar, o zaman babalarının kendilerine emrettiği şekilde girdiler. Bu, onlar hakkında, Allah’tan hiçbir şeyi önleyemezdi, bu sadece Yakub’un içinden geçirdiği bir isteğin gerçekleşmesi oldu. Ve şüphesiz o, ona öğrettiğimiz için ilim sahibiydi. Velâkin insanların çoğu bilmezler. (H.Yılmaz)-Ama onlar [Yusuf'un bulunduğu şehre] her ne kadar babalarının talimatına uygun olarak girdilerse de, bunun Allah'ın takdirine karşı onlara bir yararı olmadı; yalnızca, Yakub'un, [oğullarını korumak yönünde] duyduğu arzunun bir ifadesiydi bu. Çünkü, o kendisine öğrettiklerimiz sayesinde, [her zaman Allah'ın hükmünün geçerli olduğuna dair] yeterli bir bilgiye sahipti; ama insanların çoğu (bunu böyle) bilmezler. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
69-) (Kardeşleri), Yusuf\un yanına girince, (Yusuf, öz) kardeşi(Bünyami)n'i yanına aldı ve: "Ben senin kardeşinim, onların (bizim hakkımızda) yaptıklarına üzülme!" dedi.(S.Ateş)-Ve Yusuf’un yanına girdikleri vakit, o, kardeşini yanına aldı: “Şüphesiz ben, senin kardeşinin ta kendisiyim! İşte bundan dolayı onların yapmış olduklarına üzülme!” (H.Yılmaz)-VE YUSUF'un yanına vardıklarında, [Yusuf] kardeşi [Bünyamin]i bağrına bastı ve ona [gizlice]: “Ben senin kardeşinim, artık onların geçmişte yaptıklarına üzülme!” dedi. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
70-) Onların yüklerini hazırlatırken su tasını (öz) kardeşinin yükünün içine koydu. (Kervan hareket ettikten) sonra bir ünleyici şöyle seslendi: "Ey kervan, siz hırsızlarsınız!"(S.Ateş)-Sonra o [Yusuf] onlara cihazlarını hazırlayınca, su kabını kardeşinin yükünün içine koydu. Sonra bir müezzin seslendi: “Hey kervan! Şüphesiz siz kesinlikle hırsızsınız!” (H.Yılmaz)-Ve [sonra] onların yüklerini yükletirken [Kral'ın] su kabını (küçük) kardeşinin denkleri arasına koydurttu. Ve [böylece onlar, bundan habersiz, şehirden ayrılırken] bir çığırtkan: “Ey kervancılar!” diye bağırdı, “Meğer ne hırsızlarmışsınız siz!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
71-) Bunlara döndüler: "Ne kaybettiniz, (ne arıyorsunuz)? dediler.(S.Ateş)-Onlar [kafile] onlara dönerek “Ne kaybettiniz?” dediler. (H.Yılmaz)-Çığırtkana ve onunla beraber olanlara dönerek: “Nedir kaybettiğiniz?” diye sordular. (M.Esed)
72-) Dediler ki: "Kralın su tasını kaybettik (onu arıyoruz). Onu getirene bir deve yükü (mükafat) var. Ben buna kefilim" (S.Ateş)-Onlar [görevliler] dediler ki: “Hükümdarın su kabını kaybettik ve onu getirene bir yük zahire var. Ben de buna kefilim.” (H.Yılmaz)-“Kral'ın su-kupasını kaybettik” diye karşılık verdiler, “Onu kim bulursa, [ödül olarak] kendisine bir deve yükü [zahire] verilecek!” “Buna ben kefilim!” diye ekledi [çığırtkan]. (M.Esed)
73-) (Yusuf\un kardeşleri): "Allah, Allah! dediler, herhalde siz de bilmişsinizdir ki biz bu yere bozgunculuk yapmak için gelmedik. Ve biz hırsız değiliz!" (S.Ateş)-Onlar [kafile]; “Allah`a yemin ederiz ki, kati surette, siz de bildiniz ki, biz yeryüzünde [burada] fesat çıkarmak için gelmedik. Biz hırsızlar da değiliz” dediler. (H.Yılmaz)-[Kardeşleri] “Allah şahittir, siz de çok iyi biliyorsunuz ki” dediler, “bu ülkeye kötü işler yapıp bozgunculuk çıkarmak için gelmedik biz; hırsızlık yapmış da değiliz!” (M.Esed)
74-) (Yusuf\un adamları): "Peki, dediler, ya yalancı çıkarsanız o(hırsızlık ede)nin cezası nedir?"(S.Ateş)-Onlar [görevliler]; “Eğer yalancılar iseniz, onun [hırsızlık edenin] cezası nedir?” dediler. (H.Yılmaz)-[Mısırlılar:] “Peki, eğer yalan söylüyorsanız, bu [yaptığınızın] cezası nedir?” dediler. (M.Esed)
75-) Cezası, (tas) kimin yükünde bulunursa işte o, onun karşılığıdır. (Hırsızlığına karşılık kendisine el konur). Biz haksızları böyle cezalandırırız! dediler.(S.Ateş)-Onlar [kafile] dediler ki: “Onun cezası, kimin yükünde çıkarsa, işte o, onun cezasıdır [o, köle olarak alıkonulur]. Biz zalimlere işte böyle ceza veririz.” (H.Yılmaz)-“Bunun cezası”: diye cevap verdi [Yakub'un oğulları], “[kupa] kimin denkleri arasından çıkarsa [yaptığının] ceza(sı) olarak tutsak edilir! [Bu suçu işleyen] zalimleri biz işte böyle cezalandırırız”. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
76-) Bunun üzerine (Yusuf), kardeşinin yükünden önce ötekilerin yüklerini aramağa başladı; sonra tası kardeşinin yükünden çıkardı. İşte Yusuf\a böyle bir çare öğrettik. Yoksa kralın dini(kanunu)na göre (Yusuf) kardeşini alamazdı. Meğer Allah dilemiş olsun. (Biz) dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her bilgi sahibinin üstünde daha bir bilen vardır.(S.Ateş)-Bunun üzerine o [Yusuf], kardeşinin kabından önce onların kaplarını aramaya başladı. Sonra onu [su kabını] kardeşinin kabının içinden çıkardı. İşte Yusuf’a Biz böyle bir oyun öğrettik. Melikin dininde [ülkenin yasalarında], kardeşini alıkoymasına imkân yoktu. -Ancak Allah dilerse o başka. Biz dilediğimiz kişileri derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde bir daha iyi bilen vardır.- (H.Yılmaz)-Bunun üzerine [kovuşturma için Yusuf'un yanına getirildiler,] Yusuf, arama işine küçük kardeşi [Bünyamin]in yükünden önce üvey kardeşlerinin yüklerinden başladı; ve sonunda kupayı (küçük) kardeşinin yükünde bulup çıkardı. Yusuf[un dileğine erişmesi] için Biz olayları işte böyle düzenledik; Allah (böyle) dilemeseydi, Kral'ın yasalarına göre, [Yusuf] kardeşini [başka türlü] alıkoyamazdı. Biz dilediğimiz kimseyi (bilgice) yüksek düzeylere çıkarırız, fakat her bilgi sahibinin üstünde her şeyi bilen (Allah) var-dır.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
77-) (Yusuf\un kardeşleri) Dediler ki: "(Bu) çaldıysa bundan önce kardeşi de çalmıştı." Yusuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı. (İçinden): "Siz fena bir durumdasınız, Allah, sizin anlattığınızın içyüzünü çok iyi biliyor!" dedi.(S.Ateş)-Onlar [kafile] dediler ki: “Eğer o çalmışsa, ant olsun daha önce bunun kardeşi de çalmıştı.” O vakit Yusuf bunu kendi içine attı ve onlara bunu hiç belli etmedi; “Siz çok fena bir mevkidesiniz, nitelediğiniz şeyi Allah en iyi bilendir” dedi. (H.Yılmaz)-[Kral'ın kupası Bünyamın'in denginden çıkar çıkmaz öteki kardeşler:] “Eğer o çaldıysa ne âlâ, çünkü bir zamanlar onun kardeşi de hırsızlık yapardı!” Bu durum karşısında Yusuf, düşüncelerini onlara belli etmeksizin, kendi kendine: “Sizin durumunuz çok kötü; Allah ne söylediğinizi olduğu gibi biliyor” dedi. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
78-) Dediler ki: "Ey vezir, onun büyük bir ihtiyar babası var! (Onun alıkonduğuna çok üzülür.) Onun yerine (bizden) birimizi al; doğrusu, biz seni iyilik edenlerden görüyoruz."(S.Ateş)-Onlar dediler ki: “Ey Aziz! Şüphesiz ki, bunun çok yaşlı bir babası var. Onun için onun yerine bizim birimizi al. Şüphesiz biz seni iyilik edenlerden görüyoruz.” (H.Yılmaz)-“Ey soylu kişi!” dediler, “onun çok yaşlı bir babası var; bu yüzden onun yerine bizden birini yanında alıkoy. Doğrusu sen, görüyoruz ki, iyilik sever birisin!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
79-) Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını almaktan Allah\a sığınırız, yoksa biz zulmedenler oluruz! dedi.(S.Ateş)-O [Yusuf] dedi ki: “Eşyamızı yanında bulduğumuzdan başkasını yakalamamışken Allah’a sığınırız. Şüphesiz biz öyle yaparsak kesinlikle zalimler oluruz.” (H.Yılmaz)-“Yitiğimizi yanında bulduğumuz kişiden başkasını alıkoymaktan Allah'a sığınırız; çünkü o zaman, şüphesiz, zalimlerden olurduk!” diye cevap verdi. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
80-) Ondan umudu kesince aralarında konuşmak üzere (bir kenara) çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah adına kesin söz aldığını; daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye, yahut Allah benim için hükmedinceye kadar bu yerden ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en iyisidir."(S.Ateş)-Artık ne zaman ki ondan ümit kestiler, o zaman fısıldaşarak bir yana çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah adına ahit aldığını ve daha önce Yusuf konusunda aşırı gittiğinizi bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda bir hüküm verinceye kadar ben artık arzdan [buradan] ayrılmam. Ve O [Allah], hüküm verenlerin en hayırlısıdır. (H.Yılmaz)-Böylece, ondan ümitlerini kesince, (aralarında konuyu) görüşmek üzere bir kenara çekildiler. En büyükleri: “Babanızın sizden, Allah'ı şahit tutarak söz aldığını ve ayrıca bundan önce Yusuf konusunda nasıl güven kırıcı davrandığınızı hatırlamıyor musunuz?” dedi, “Bunun için ben artık, babam bana izin verinceye kadar bu ülkeden ayrılmayacağım; yahut Allah lehimde bir hüküm verinceye kadar. Çünkü O hükmedenlerin en iyisidir. (M.Esed)
81-) Babanıza dönün, deyin ki: Ey babamız, oğlun hırsızlık etti! Biz ancak bildiğimize şahidlik ettik (tasın, onun yükünden çıktığını gördük, ötesini bilmiyoruz), Biz gizliyi bilenler değiliz.(S.Ateş)-Siz dönün de babanıza deyin ki: Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık yaptı. Biz de ancak bildiğimize şahitlik ettik. Ve biz gaybın bekçileri değiliz.(H.Yılmaz)-[Size gelince] siz babanıza dönüp gidin ve ona “Ey babamız!” deyin, “Oğlun hırsızlık yaptı; fakat biz bildiğimizden, gördüğümüzden başkasına şahit değiliz; ve [sana söz vermiş olsak da onu] bizim göremeyeceğimiz [gizli] (tehlikelere) karşı da koruyamazdık. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
82-) (İnanmazsan) İçinde bulunduğumuz kente ve beraber geldiğimiz kervana sor. Biz doğru söylüyoruz!(S.Ateş)-Hem içinde bulunduğumuz kente ve içlerinde geldiğimiz kervana sor. Ve şüphesiz ki, biz kesinlikle doğru kimseleriz.” (H.Yılmaz)-[Olay sırasında] bulunduğumuz şehir halkına, birlikte yolculuk yaptığımız kervancılara sor istersen: [göreceksin ki] biz gerçekten doğru söylüyoruz!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
83-) (Dönüp babalarına geldiler ve kardeşlerinin sözünü söylediler. Ya\kub): "Herhalde, dedi, nefisleriniz size bir işi süs(leyerek sizi ona sürük)ledi. Artık (bana) güzelce sabretmek gerek. Belki de Allah, onların hepsini bana getirir. Çünkü O, bilendir, herşeyi hikmetle (yerli yerince) yapandır.(S.Ateş)-O [babaları] dedi ki: “Aksine, nefisleriniz sizi aldatıp bir işe sürüklemiş. Artık güzel bir sabır! Umarım ki Allah onları [üçünü; Yusuf’u, küçük kardeşini ve büyük kardeşini] birden bana getirir. Şüphesiz O, en iyi bilenin, hikmet sahibi olanın ta kendisidir.” (H.Yılmaz)-[VE BABALARININ yanına dönüp, olup biteni o'na anlattıkları zaman Yakub;] “Yoo; yine kendi muhayyilenizdir olmayacak bir işi size olağan gösteren; [bana gelince] artık sabır en iyisidir; belki de Allah onların hepsini birden bana [geri] getirecektir; gerçek şu ki, Allah doğru hüküm ve hikmetle edip-eyleyen, mutlak ve sınırsız bilgi sahibidir!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
84-) Ve yüzünü onlardan öteye çevirdi de: "Ey Yusuf üzerindeki tasam (gel, gel, tam senin gelme zamanındır)!" dedi ve tasadan gözleri ağardı. (Acısını) yutkunuyor(açığa vurmamağa çalışıyor)du.(S.Ateş)-Ve O [Yakup], onlardan yüz çevirdi. Ve “Vah Yusuf’la olan hasretim vah!” dedi. Ve üzüntüden iki gözü bembeyaz oldu [sararıp soldu, derbederleşti]. Artık o [Yakup], yutkundukça yutkunan [derdini içinde tutan] biri idi. (H.Yılmaz)-Ve başını onlardan öteye çevirip: “Vah bana, Yusuf için vah bana!” dedi; ve içini dolduran hüzünden gözleri bulutlandı. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
85-) Dediler ki: "Vallahi sen, Yusuf\u ana ana hasta olacaksın, yahut öleceksin!"(S.Ateş)-Dediler ki: “Allah’a yemin olsun ki, sen Yusuf`u anıp duruyorsun. Sonunda eriyip gideceksin yahut helak olanlardan olacaksın.” (H.Yılmaz)-“Allah şahittir ki” dediler, “(bu) Yusuf'un anısı seni iyice çökertmeden ya da öldürmeden peşini bırakmayacak!” (M.Esed)
86-) Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah\a arz ederim ve Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim. dedi.(S.Ateş)-O [Yakup] dedi ki: “Ben, içimi doldurup taşan özlemimi, kederimi Allah’a şikâyet ediyorum. Ve ben Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum. (H.Yılmaz)-“Ben” dedi, “tasamı ve üzüntümü yalnızca Allah'a havale ediyorum; çünkü Allah katından sizin bilmediğinizi biliyorum ben. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
87-) Ey oğullarım, gidin, Yusuf\u ve kardeşini araştırın, Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin; zira kafir kavimden başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez!(S.Ateş)-Ey oğullarım, gidin de Yusuf’u ve kardeşini araştırın. Allah’ın vereceği ferahlıktan ümit kesmeyin; kesinlikle kâfirler kavminden başkası Allah’ın vereceği ferahlıktan ümit kesmez.” (H.Yılmaz)-Ey oğullarım, (şimdi) gidin ve Yusuf ile kardeşi hakkında bir haber almaya çalışın; ve Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin; bilin ki, hakkı inkar eden insanlardan başkası Allah'ın hayat bahşedici rahmetinden ümit kesmez”. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
88-) (Ya\kub'un oğulları, tekrar Mısır'a) Yusuf'un yanına döndüklerinde dediler ki: "Ey vezir, bize ve çocuklarımıza darlık dokundu, değersiz de bir sermaye ile geldik, ama sen bizim için tam ölçü ver, bize tasadduk eyle; çünkü Allah, tasadduk edenleri mükafatlandırır."(S.Ateş)-Sonra onun [Yusuf’un] huzuruna girince, dediler ki: “Ey Aziz! Bize ve ehlimize sıkıntı dokundu. Ve biz az bir sermaye ile geldik. Sen bize yine ölçek ver. Ve bize sadaka da ver. Şüphesiz Allah sadaka verenleri karşılıklandırır.” (H.Yılmaz)-[YAKUB'un oğulları Mısır'a geri dönüp Yusuf'un] huzuruna çıktıklarında, “Ey soylu kişi!” dediler, “Biz ve ailemiz (yine) darlık ve sıkıntıya düştük ve pek değersiz bir şeyle çıkıp geldik; sen yine de bizim için tartıyı tam tut ve bize karşı cömert ol; çünkü Allah cömertçe verenleri ödüllendirir!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
89-) (Yusuf) Dedi: "Sizler cahil iken Yusuf\a ve kardeşine neler yaptığınızı bildiniz mi?"(S.Ateş)-O [Yusuf] dedi ki: “Siz cahiller iken Yusuf’a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?" (H.Yılmaz)-[Yusuf:] “Hatırlıyor musunuz” diye karşılık verdi, “[doğrudan, eğriden] henüz habersiz olduğunuz zaman Yusuf'a ve o'nun kardeşine neler yapmıştınız?” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
90-) A, yoksa sen, Yusuf musun? dediler. "Ben Yusuf\um, bu da kardeşimdir, dedi. Allah bize lutfetti (bizi korudu, yüceltti), doğrusu kim (Allah'tan) korkar ve sabrederse, Allah iyilik edenlerin ecrini zayi etmez."(S.Ateş)-Onlar [Yusuf’un kardeşleri]: “Yoksa sen, sahiden Yusuf musun?” dediler. O [Yusuf]: "Ben Yusuf`um, bu da kardeşim. Kesinlikle Allah, bizi nimetlendirdi. Şüphesiz kim takvalı davranır ve sabrederse, artık hiç şüphesiz Allah, iyi, güzel işler yapanların mükâfatını zayi etmez” dedi. (H.Yılmaz)-“Ne? Yoksa sen Yusuf musun?” diye haykırdılar. “Ben Yusuf'um” dedi, “ve bu da benim kardeşim. Allah bize lütfetti. Gerçek şu ki, kişi Allah'a karşı duyarlı ve bilinçli olmaya çalışıyor ve güçlüklere göğüs geriyorsa, bilsin ki, Allah iyilikte bulunanların emeklerini boşa çıkarmaz!” (M.Esed)
91-) Vallahi dediler, Allah seni bizden üstün kıldı. Doğrusu biz suç işlemiştik!(S.Ateş)-Onlar dediler ki: “Allah’a yemin olsun, Allah seni gerçekten bize üstün kıldı. Ve biz gerçekten hatalılar idik.”(H.Yılmaz)-“Allah şahittir ki” dediler, “gerçekten Allah seni kesin bir biçimde bizim üstümüze çıkardı ve biz gerçekten günahkar kimselerdik!” (M.Esed)
92-) Bugün sizi kınama yok, Allah sizi bağışlar; O merhametlilerin merhametlisidir! dedi.(S.Ateş)-O [Yusuf] dedi ki: “Bugün size bir ayıplama ve azarlama yoktur. Allah, sizi, mağfiretiyle bağışlasın.O, merhamet edenlerin en merhametlisidir. (H.Yılmaz)-[Yusuf:] “Bugün ayıbınız yüzünüze vurulmayacak. Allah günahlarınızı bağışlayabilir: çünkü O acıyıp bağışlayanların en yücesidir! (M.Esed)
93-) Şimdi benim şu gömleğimi götürün, babamın yüzüne koyun da gözü açılsın. Ve bütün ailenizle birlikte bana gelin.(S.Ateş)-Şu gömleğimi götürün de babamın yüzüne koyun, basiyr [ayıplanan, dalga geçilen hastalıktan kurtulmuş] hâle gelir [derbederlikten kurtulur]. Ve bütün ailenizi bana getirin.” (H.Yılmaz)-[Şimdi artık] gidin ve bu benim gömleğimi de yanınıza alın; onu babamın yüzüne sürün; (o zaman) yeniden ışığa kavuşacaktır. Ve sonra hepiniz ailenizle birlikte bana gelin(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
94-) Kervan (Mısır\dan) ayrıl(ıp yola koyul)unca, babaları, (yanında bulunanlara): "Eğer bana bunak demezseniz, ben Yusuf'un kokusunu alıyorum." dedi.(S.Ateş)-Ve ne zaman ki, kafile ayrıldı, babaları dedi ki: “Eğer bana bunak demezseniz, şüphesiz ben Yusuf’un kokusunu buluyorum.” (H.Yılmaz)-[YAKUB'un oğullarına ait olan] kervan yola koyulduğu sıralarda babaları [yanında bulunan kimselere]: “Bunak olduğuma yormazsanız [derim ki] Yusuf'un kokusunu alıyorum!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
95-) Vallahi sen hala eski şaşkınlığın içindesin! dediler.(S.Ateş)-Dediler ki: “Vallahi şüphesiz sen hâlâ o eski şaşkınlığındasın.” (H.Yılmaz)-“Allah şahittir ki, sen yine eski şaşkınlığında devam ediyorsun!” diye karşılık verdi yanındakiler. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
96-) Müjdeci gelip de (Yusuf\un gömleği)ni (Ya'kub'un) yüzüne koyunca, derhal (gözü açıldı), görür oldu: "Size demedim mi ben, Allah'tan sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim?" dedi.(S.Ateş)-Fakat ne zaman ki, gerçekten müjdeci geldi, onu [gömleği] onun [Yakub’un] yüzüne koydu, hemen basiyr [ayıplanan, dalga geçilen hastalıktan kurtulmuş] hâle geldi. “Ben size demedim mi, ben Allah’tan sizin bilmediklerinizi bilirim” dedi(H.Yılmaz)-Fakat ne zaman ki müjdeci çıkagelip [Yusuf'un gömleğini] o'nun yüzüne sürdü ve o'nun gözleri ışığına kavuştu, “Ben size, ‘ben Allah katından sizin bilmediğinizi biliyorum’ dememiş miydim?” diye haykırdı. (M.Esed) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
97-) (Oğulları): "Ey babamız, bizim günahlarımızın bağışlanmasını dile. Gerçekten biz günah işledik." dediler.(S.Ateş)-Dediler ki: “Ey babamız, bizim için, günahlarımıza istiğfar et. Şüphesiz biz hatalılar idik.” (H.Yılmaz)-[Oğulları:] “Ey babamız!” dediler, “Bizim için Allah'tan günahlarımızı bağışlamasını dile; çünkü biz gerçekten günahkar kimseler olmuştuk”. (M.Esed)
98-) Sizin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim, dedi, şüphesiz O, bağışlayandır, esirgeyendir.(S.Ateş)-O [Yakup] dedi ki: "Sizin için Rabbimden ilerde bağışlanma dileyeceğim. Şüphesiz O çok bağışlayıcının, çok merhamet edicinin ta kendisidir. (H.Yılmaz)-“Rabbimden sizi bağışlamasını dileyeceğim; çünkü çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcı O'dur!” dedi. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
99-) (Hep beraber Mısır\a hareket ettiler). Nihayet Yusuf'un yanına vardıklarında (Yusuf) ana-babasını kendine çekip kucakladı ve: "Allah'ın dileğiyle güven içinde Mısır'a girin!" dedi.(S.Ateş)-Ne zaman ki, onlar Yusuf’un yanına girdiler, işte o zaman Yusuf anasını ve babasını kucakladı [bağrına bastı], yanına aldı ve “Allah’ın dilemesiyle güven içinde Mısır’a girin” dedi. (H.Yılmaz)-VE SONRA [hep birlikte Mısır'a varıp] Yusuf'un yanına çıktıklarında (Yusuf): “Allah'ın izniyle Mısır'a güvenlik ve huzur içinde girip yerleşin!” diyerek ana-babasını bağrına bastı. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
100-) Ana-babasını tahtın üstüne çıkardı ve hepsi onun için secdeye kapandılar (önünde saygı ile eğildiler. Yusuf): "Babacığım, dedi, işte bu, önceden (gördüğüm) rü\yanın yorumudur. Rabbim onu gerçek yaptı, bana iyilik etti; zira şeytan, benimle kardeşlerim arasına fitne soktuktan sonra O, beni zindandan çıkardı, sizi de çölden getirdi. Gerçekten Rabbim dilediği şeyi çok ince düzenler. O, (her tedbiri) bilen, her şeyi yerli yerince yapandır."(S.Ateş)-Ve anasıyla babasını yüksek bir taht üzerine yükseltti. Ve hepsi secde ederek onun için yere kapandılar. Ve o [Yusuf]: “Babacığım işte bu durum, o gördüğümün tevilidir. Gerçekten Rabbim onu hakk kıldı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni zindandan çıkarmakla ve sizi çölden getirmekle Rabbim bana hakikaten ihsan buyurdu. Şüphesiz Rabbim dilediği şeye lütuf edicidir. Şüphesiz O, en iyi bilen, hüküm koyanın ta kendisidir.” (H.Yılmaz)-Ve ana-babasını en yüksek onur katına çıkardı; ve onlar[ın hepsi] O'nun önünde hürmet ve tazimle yere kapandılar. Bunun üzerine [Yusuf:] “Ey babacığım!” dedi, “Vaktiyle gördüğüm rüyanın gerçek anlamı buydu demek; ve Rabbim onu gerçekleştirdi. O beni hapisten çıkarmakla ve Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra sizi[n hepinizi] çölden çıkar[arak bana ulaştır]makla bana lütfetti. Gerçek şu ki, benim Rabbim, olmasını istediği şeyi akıl-sır yetmez yollarla gerçekleştirir. Çünkü O doğru hüküm ve hikmetle edip-eyleyen mutlak ve sınırsız bilgi sahibidir. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
101-) Rabbim, bana bir parça mülk verdin ve bana düşlerin yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! dünyada da, ahirette de benim yarim sensin! Beni müslüman olarak öldür ve beni iyilere kat!(S.Ateş)--“Rabbim! Sen bana mülk verdin ve bana ehadisin [olacakların/ sözlerin] tevilinden öğrettin. Gökleri ve yeri yoktan var eden! Sen benim dünya ve ahirette veliymsin, benim canımı müslüman olarak al ve beni salihler arasına kat!”- (H.Yılmaz)-“Ey Rabbim! Bana nüfûz ve iktidar bahşettin; olayların altında yatan gerçekleri kavrayıp açıklama bilgisi verdin. (Ey) göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada ve ahirette benim yanımda yakınımda olan/beni koruyup destekleyen Sensin: canımı, bütün varlığıyla kendini Sana adamış biri olarak al ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat!” (M.Esed)--- Açıklama ( Gizle / Göster)
102-) (Ey Muhammed) bu (anlatılanlar), sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onlar kararlarnı verip tuzak kurarlarken sen yanlarında değildin.(S.Ateş)-İşte bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar yapacaklarına karar verip mekir [kötü plan] yaparlarken sen onların yanında değildin. (H.Yılmaz)-[EY PEYGAMBER!] sana böylece vahyettiklerimiz senin önceden bilmediğin haberlerdendir; çünkü yapacak oldukları işe karar verdikleri ve tuzaklarını kurdukları zaman sen Yusuf'un kardeşlerinin yanında değildin.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
103-) Ama sen, ne kadar istesen de, yine insanların çoğu inanacak değillerdir.(S.Ateş)-Sen şiddetle arzulasan da, insanların çoğu iman ediciler değildir.(H.Yılmaz)-Yine de -bunu ne kadar yürekten istersen iste- insanların çoğu [bu vahye] inanmayacaklar. (M.Esed)
104-) Sen bu(okudukları)na karşılık onlardan bir ücret istemiyorsun. O, sadece bütün alemler için bir öğüttür.(S.Ateş)-Ve sen buna karşılık onlardan herhangi bir ücret istemiyorsun. O [Kur’an], âlemlere sadece bir öğüttür.(H.Yılmaz)-Oysa sen onlardan herhangi bir karşılık da beklemiyorsun; bu, [Allah'ın] bütün insanlığa bir hatırlatmasıdır sadece. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
105-) Göklerde ve yerde nice ayet(ler) var ki onların yanından yüzlerini çevirerek geçerler.(S.Ateş)-Ve göklerde ve yerde nice ayetler var, onlar ondan yüz çevirenler olarak üzerlerinden gelir geçerler.(H.Yılmaz)-Kaldı ki, göklerde ve yerde nice ayetler, işaretler var ki, onlar [üzerinde düşünmeden] sırtlarını çevirerek yanlarından geçip gidiyorlar! (M.Esed)-Göklerde ve yerde ders alınacak o kadar çok ibretler var ki, insanlar yanından geçerlerde ilgilenmezler. (M.Sağ)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
106-) Onların çoğu, Allah\a ortak koşmadan inanmazlar.(S.Ateş)-İnsanların çoğu, ortak koşmadan Allah'a inanmazlar.(M.Sağ)-Onların çoğu, şirk koşmadan Allah’a iman etmezler.(H.Yılmaz)-Ve onların çoğu başka varlıklara da tanrısal nitelikler yakıştırmaksızın Allah'a inanmazlar. (M.Esed)-Onların çoğu, ortak koşmadan Allah'a inanmazlar.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
107-) Onlar, Alah\ın azabından, sargın bir belanın, kendilerine gelmeyeceğinden veya hiç farkında değillerken ansızın O (Duruşma) sa'atin(in) kendilerine gelmeyeceğinden emin midirler?(S.Ateş)-Yoksa bunlar Allah’ın azabından hepsini saracak bir felaket gelmesinden veya farkında değillerken ansızın kendilerine saatin gelmesinden güven içinde midirler? (H.Yılmaz)-Peki, bunlar Allah'ın cezalandırıcı azabı olarak kuşatıcı bir örtünün kendilerini sarmasından ve Son Saat'in onlar [yaklaştığının] farkında değilken ansızın gelip çatmasından büsbütün güvencede mi görüyorlar kendilerini? (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
108-) De ki: "İşte benim yolum budur: Allah\a basiretle da'vet ederim. Ben ve bana uyanlar... Allah'ın şanı yücedir, ben ortak koşanlardan değilim."(S.Ateş)-De ki: “İşte bu, benim yolumdur; basiret üzere [aklın, bilginin, sağduyunun gereği olarak] Allah`a davet ediyorum. Ben ve bana uyanlar… Ve Allah münezzehtir. Ve ben müşriklerden değilim.” (H.Yılmaz)-De ki: “Budur benim yolum: akla uygun, bilinç ve duyarlıkla donanmış bir kavrayışa dayanarak [hepinizi] Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar (aynı çağrıyı yapıyoruz)”. Ve [yine de ki:] “Allah kudret ve azametiyle her türlü eksikliğin üstündedir, ötesindedir. Ve ben O'ndan başka varlıklara tanrılık yakıştıran kimselerden değilim!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
109-) Senden önce de kentler halkından, yalnız kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka, (elçi) göndermedik. Yeryüzünde hiç gezmediler mi ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Korunanlar için ahiret yurdu daha iyidir. Aklınızı kullanmıyor musunuz? (S.Ateş)-Ve Biz senden önce de yalnızca, kentlerin ehlinden [kendi halkından], kendilerine vahyettiğimiz birtakım kişileri elçi olarak gönderdik. Şimdi o yerlerde şöyle bir gezip dolaşmadılar mı? Ki kendilerinden önce gelip geçenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bir baksalar! Elbette ahiret yurdu takvalı davranan kişiler için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? (H.Yılmaz)-Ve Biz senden önce de [elçilerimiz olarak] her topluma [kendi içlerinden, onlara mesajlarımızı ulaştırmak üzere] kendilerine vahyettiğimiz [ölümlü] adamlardan başkasını göndermedik. Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden önce gelip geçen [inkarcı]ların sonlarının nasıl olduğunu görmüyorlar mı? Ve [bilmiyorlar mı ki,] Allah'a karşı sorumululuk bilinci taşıyan kimseler için ahiret yurdu [bu dünyadan] daha tercihe şayandır? Öyleyse artık akıllarını kullanmayacaklar mı? (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
110-) (Bir süre serbest bırakılmalarına aldanmasınlar. Kendilerinden önce gelenlere de öyle fırsat verilmişti. Fakat) Ne zaman ki, elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalana çıkarıldıklarını (kafirlere karşı kendilerine yapılacağı va\dedilen yardımın yapılmayacağını) sandılar, işte o zaman onlara yardımımız geldi ve dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Azabımız suçlular topluluğundan asla geri çevrilmez.(S.Ateş)-Nihayet elçiler ümit kesecek hâle gelince ve kendilerinin yalanlandıkları kanaatine varınca, kendilerine yardımımız geldi. Sonra da dilediklerimiz kurtarıldı. Ve suçlular topluluğundan Bizim azabımız geri çevrilemez.(H.Yılmaz)-[Önceki elçilerimizin hepsi uzun süre zulüm ve baskıya uğramışlardır;] nihayet bu elçiler neredeyse bütün ümitlerini kaybettikleri ve büsbütün yalancılıkla damgalandıklarını gördükleri bir sırada Bizim yardımımız kendilerine ulaşmıştır; ve böylece dilediğimizi kurtarmışızdır [hakkı inkar edenleri ise yok etmişizdir]: çünkü azabımız günaha gömülüp gitmiş insanlardan asla geri çevrilemez.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
111-) Elbette onların hikayelerinde akıl sahipleri için ibret vardır. Bu (Kur\an), uydurulacak bir söz değildir; ancak kendinden önceki(Hak Kitabı)nın doğrulanması, her şeyin açıklaması; inananlar için bir kılavuz ve rahmettir. (S.Ateş)-Ant olsun ki, onların [Yusuf, babası, kardeşleri] kıssalarında kavrama yeteneği olanlar için bir ibret vardır. Bu [Kur`an], uydurulan bir söz değildir. Ancak kendinden evvelkilerin tasdiki, inananlar için her şeyin detaylandırılması, bir yol gösterme ve rahmettir. (H.Yılmaz)-Gerçek şu ki, bu insanların kıssalarında kendilerine kavrayış yeteneği verilmiş kimseler için mutlaka çıkarılacak bir ders vardır. [Vahye gelince,] o hiçbir şekilde [insan tarafından] uydurulmuş bir söz olamaz: tersine, o, kendisinden önceki vahiylerden doğru ve gerçek adına ne kalmışsa doğrulayan ve inanmak isteyen insanlara her şeyi açık seçik bir biçimde dile getiren, hidayet ve rahmet [bahşeden ilahî bir metin]dir. (M.Esed)-And olsun, onların olgu/kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ders vardır. Kur’an, uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat Kur’an, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan; iman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir. (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)